“Kağıt” Dosya Konulu 10. Sayımız Çıktı

YAZININ VE YAZILANIN ŞAHİDİNDEN SELAM!

Kâğıt… Yazının ve yazılanın şahidi, kalemin kelâma hayreti… Çinlilerce somutlaştırıp bir kalıba giydirildikten
sonra Sümerlilerce süslenip nice diyarları aşarak ellerimizde, dillerimizde ve gönüllerimizde okunur kılınan harflerin kalemcesi.

Kâğıt yani tam tercümesi olmasa da pahada hafif yükte ağır, Âdem’in taşıyamadığını sırtlanan nesne. Yeri gelmiş kanunlar kazanıp miraslar vasiyet etmiş, yeri gelmiş yazanının her gününe şahitlik… Bazen hapishane köşelerinde hakkın ve davanın sesi olmuş ve bazen de umudun ve kaçışın merkezi. İnsanın olduğu her yerde kağıt olmuş, kağıdın olduğu her yerde buram buram sanat kokmuş. Yeri gelmiş mağara duvarları kağıt olmuş, yeri gelmiş toprak hayal gücünün kağıdı. Kâğıt tarihin tozlu sayfalarında daima kalemle bir anılmış. Kalemin dokunduğu yerde kâğıt, kâğıdın okunduğu yerde kalem var olmuş. Velhasıl sevgili okur; sesin okunur kıldığı, kalemin sevdalandığı, yeryüzü gibi kavi, gökyüzü gibi geniş bir dosya konusuyla karşınızdayız.

Bu sayımızda birbirinden güzel kalemler kâğıda, tüm neşeler de hüzne dönüştü. Yeni sayının heyecanını yaşamak, günahlarımızın bedeli olacak ki, bahtımıza çok görüldü.

Süleyman bin Abdülmelik bir sohbetinde: “Ahireti talan, dünyayı imar ettiniz. O yüzden güzel bir yerden harabeye gitmek istemiyorsunuz,” der. Haklıdır da nihayetinde. Buradan göçmek ancak pek az kimseyi korkutmaz. Peygamberler, Allah dostları ve şehitler, bu korkuya karşı emin kılınıp kutlu kişilerden olma şerefine ulaşmışlardır. Dergiyi hazırlama aşamasında, tam da matbaaya gönderirken, hepimizin sinesine dağ gibi kocaman bir taş oturdu. Ocağımıza, Şehit Eren Bülbül kardeşimizin, uçmağa vardığı haberi geldi.

“Eğer dünya üzerinde iyi yoksa neden şikâyetleşmekle harcadığımız vakti onu icat etmek için harcamıyoruz?” demiş bir yazar. Eren Bülbül, bu sorunun cevabını canıyla verdi. Hepimize de utanmak, imrenmek, geride bıraktıklarına kol kanat germek, Hakk’ı bağırmak vazifesi düştü.

Bağırın!

O ihanet ve namertliklere rağmen yıkılmayan adalet burçlarına doğru bağırın. Göğün başımıza yıkılmasını engelleyen o burca omuz verin, yaslanın. O burcu sağlamlaştırın. Sesinize elbet haksızın çalısı çırpısı takılacak.

Ama ulusun sen, korkma!

Senin iman dolu göğsün gibi serhaddin var.

Senin Eren Bülbül gibi bir kardeşin var.

İkra'r Dergisi 10. Sayısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir