Anne Olmak

Annelik, babalık gibi sonradan kazanılan bir duygu değildir. Her kız çocuğu, içinde annelik duygusuyla dünyaya gelir. Bu da Allah’ın verdiği en güzel armağanlardan biridir. Kız çocuklarının bez bebek sevgileri, içgüdüsel bir annelik dürtüsünden başka bir şey değildir…

Bu dürtü aşırı sahiplenme, koruma ve karşılık beklenmeksizin ortaya çıkan sevgiyi de ortaya çıkarır. Her kız çocuğu, doğuştan küçük birer annedir. Annelik içgüdüsü, ergenlik döneminde hormonların aşırı çalışması, fiziksel değişmelerin beraberinde getirdiği ruhsal değişiklikler de eklendiğinde unutulan bir duygudur. Ancak daha ilerleyen yaşlarda, gelişimini tamamlamış, birey olma bilincinin oturmuş olmasıyla annelik güdüsü boyut değiştirerek yeniden ortaya çıkar. Ancak 20.yyda ülkemizin bazı kesimlerinde kadınlarda çalışma hayatının çok olmaması ve kırsal yaşam hayatının daha yaygın olmasından dolayı, özellikle ergenlik döneminde evlendirilen kız çocukları, henüz kendini tanıyamadan ve kişiliği oturmadan çocuk sahibi olabiliyor. Bu da anne-çocuk çatışmalarına, karı-koca çatışmalarına ve daha birçok soruna davetiye çıkarmaktadır. İçgüdüsel olmasına rağmen, erken yaşta anne olan genç kızlarda ortaya çıkan psikolojik ve sosyal travmalar çoğu zaman hayati risk haline gelmektedir.

Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı erken yaşta anne olan kadınlarda annelik güdüsü yeniden ya çok geç yaşlarda ortaya çıkıyor ya da hiç çıkmayabiliyor. Bu da aile içi iletişimsizliği, kişilik çatışmalarını ve toplumsal sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle kız çocuğu olan bu kadınlarda, bir yarış ve rekabet durumu çok gözlenen bir sorundur. Yıpranan taraf yalnızca anne olmayıp, çocuk da büyük hasar görmekte, sosyal hayatı başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

21.yyda kadınlar iş hayatında daha aktif olduklarından çocuk sahibi olma dürtüsü çok ileriki yaşlara kaydı. Olgun birer birey olmanın da etkisiyle daha bilinçli davranıldığından, bu annelerin elinde büyüyen çocukların daha sağlıklı yetiştiği öngörülebilir. Anne ile çocuğu arasındaki diyalog, çocuğun kişiliği üzerinde çok büyük bir etkiye sahiptir. Çocuk doğar doğmaz anne ile tanışır ve anne ile çocuk arasında daha ilk günden kuvvetli bir bağ oluşur.

Toplumun sağlıklı bireylerden oluşması, ancak sağlıklı birer annenin elinde yetişmesi ile mümkündür. Bu yüzden de, yıllarca yapılan en büyük hatalardan biri aile eğitiminin önemsenmeyip yalnızca çocuk eğitimi üzerinde durulmasıdır. Oysa eğitim, ailede hatta anne ile başlar. Anne ile daha çok vakit geçirildiği için, çocuk ilk başta yalnızca annesini taklit ederek günlük hayatını sürdürmektedir. Sonraki safhalarda okul hayatı başladığında, okulda alınan eğitim ile aile ortamındaki hayat arasında bir fark olmaması en sağlıklısıdır. Çocuk öğrenebildiği her konuyu ilk başta anneden alırsa, dışarıdaki hayatla tanıştığında herhangi bir bocalama yaşamayacaktır. Aksi durumda doğru-yanlış kavramı ayırt edilmeden alınan her bilgi çocuğun gelişiminde olumsuz birer örnek niteliğindedir. Sonrasında ise, aileye karşı fevri tavırların sergilenmesine, anne ve babaya karşılık verme, dışarıdan artı bilgi arayışına girme gibi birçok olumsuz sonucu doğurmaktadır.

Özellikle bilişim çağında yaşıyor olmamız, bilgiye daha hızlı ve daha kolay ulaşabiliyor olmamız aslında çocuk yaş gurubu için bir tehdit unsurudur. Çünkü çocuk hangi bilgiyi önce edinip, hangisini edinememesi gerektiğini idrak edemez. Sosyal medya araçları ve arama motorlarının kısıtlı ve kontrollü kullanılması ailenin her ferdi için sorumluluk arz etmektedir. Ancak bunda da yine en büyük pay, annelere düşmektedir. Sağlam bir iletişim temeline oturtulan anne ile çocuk arasındaki ilişki, aslında birçok sorunun da çözümü anlamına gelmektedir. Annelik yalnızca doğurmak, beslemek, sahiplenmek, sevmek, bakımını üstlenmek vs. sorumlulukların yerine getirilmesi gibi algılanmamalıdır. Anne, aynı zamanda bir eğitmen, bir arkadaş, hatta yeri geldiğinde en yakın sırdaş olmalıdır.

Bütün bunların bir vazifeden çok, bir bireyin topluma kazandırılması açısından çok büyük bir sorumluluktur, hatta dünyanın en geniş kapsamlı mesleğidir. Bir annenin dünyaya ve topluma bırakabileceği en büyük miras, özveriyle yetiştirdiği bir evlattır. Annelik, asla hafife alınacak bir olgu olmamalıdır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir