Bir Tutam Tebessüm

Masasını ağır ağır toplamaya başladı. Her zamanki gibi müsvedde kağıtlar sol tarafa, kardeşinin hediye ettiği kalemlik bilgisayarın hemen yanına, yarın hazırlanacak belgeler tam ortaya… Ayağa kalktı, sandalyesini masanın altına usulca itti ve masaya yaptığı işten gurur duyduğunu belli eden bir bakış fırlattı. Çantasını eline aldı, ağır adımlarla koridorda ilerlemeye başladı. Göreve yeni başlamış olan Ahmet Bey’in odasının kapısı açıktı, kapıdan dışarıya doğru bakıyordu. Ayakkabısının tahta zeminde çıkarttığı sesi işitmiş olmalıydı. Ahmet Bey’e “hayırlı akşamlar” diyebilirdi, “Allah’a emanet” de diyebilirdi ama o tebessümünü yüzüne alıp kafasıyla selam vermeyi tercih etti.

Merdivenlerde kimse yoktu. Basamakları hızlı hızlı inmeye başladı ve üçüncü basamaktan zemine tek adımda atladı. O tek saniye havada asılı kalmanın verdiği heyecan tüm yorgunluğunu unutturmuştu. Yıllar insanın yaşına yaş katabilirdi ancak o içindeki çocuğu asla çekip alamazdı. Dışarıya çıktığında kapının önünde durdu, saatine baktı. Daha vakti vardı. Öyleyse Aşağı Camiye gidecekti.

Dalgın dalgın yürürken elinde kocaman bir hediye kutusuyla birden sokağın köşesinde beliren kıza çarptı. Kız dengesini yitirdi, tam düşecekti ki kızı kolundan yakaladı. Kusuruma bakma demeye kalmadan kız kolunu çekip öfkeli adımlarla yoluna devam etmişti. Anlaşılan kusuruna bakmıştı.

Eczacının kalfası eczanenin kapısında oyalanıyordu. Kalfanın karşıdaki çiçekçide çalışan Zehra’da gönlü olduğunu bilmeyen yoktu. Bedeni eczanede gönlü Zehra’daydı. Zehra hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi çiçekçi dükkanının bahçesindeki çiçekleri düzenler; bizim kalfaya arada kaçamak bir iki bakış atar ve içeriye kaçardı. Her bakışta kalfa biraz daha umutlanır, cesaretlenir; Zehra başını eğdiğinde tüm cesareti dağılıverirdi. Aşk ki tüm seçeneklerden en güzeliydi.

Camiye ulaşmıştı. Oturmak için duvarın dibindeki banklarda yer aramaya başladı. Yaşlı bir amcanın yalnız başına oturduğu en sondaki bankı gözüne kestirdi ve amcanın yanına oturdu. Birbirlerine bakıp gülümsediler. Burası şehrin en kalabalık yerlerinden biriydi. Gözüne aşina gönlüne yabancı bu şehir gün geçtikçe daha da kalabalıklaşıyordu sanki. Tam burada bu banklarda oturup insanları izlemeyi severdi. İnsanların hepsi birbirinden güzeldi.

Yanındaki amcanın dizine dokunmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Ezan okunmaya başlamıştı. Yine birbirlerine gülümsediler, caminin içine doğru yürümeye başladılar. Ve o an anladı ki; tüm kelimeler tıpkı tüm insanlar gibi birbirinden güzeldi ama bir tutam tebessüm bazen tüm kelimelerin yerine geçerdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir