Hayret

Yine o gün, sürekli gittiğim tarihi bir mekana gitmiştim. Ortasında,  içinde balıkların yüzdüğü , osmanlı usulu  küçük bir havuz  vardı . Çevresinde sıralanmış masalardan birine oturduğum ve çayımı karıştırmaya başladığım sırada konuşmaya henüz yeni başlamış küçüklükte sevimli bir kız çocuğunun yüksek sesli hayretiyle sarsıldım. Hayret verici bir şekilde durmadan hayret ediyordu. Havuzun üzerinde gezinen pasparlak gözleri belli ki şaşırılası bir şey görmüştü. Annesini, dedesini, kardeşini ısrarla çağırıp bakmalarını istiyordu. Onların da, şu an gözlerinin  önünde cereyan eden belki de dünyanın en mükemmel olayını görmelerini ve hayret etmelerini istiyordu. Aman Allah’ım , sarı, siyah, mavi onlarca balık o küçük sıradan havuzun içinde bir yandan diğer yana süzülerek yüzüyordu. Bu ne dehşet verici, ne harikulade bir olaydı. O an dünyanın en mutlu varlığı , gözlerinde gökleri barındıran o küçük sevimli kız çocuğuydu. Çünkü efendim, hayret edebiliyordu. Bizim baktığımızda sıradan ve basit gördüğümüz hadiseleri ona dünyanın en muhteşem olayı gibi gösteren şeyin ta kendisiydi bu. Bizim kaybettiğimiz, tükettiğimizdi. Her gün göğün, güneşin, ayın ve yıldızların altından geçip kafamızı kaldırmıyorduk bu yüzden. Denizi toprağı suyu alışılmış birer manzara görüyorduk. Bir bebeğin tertemiz gözleri yüzümüzde tebessüm oluşturmuyordu.

İşin kötü yanı güzel ve iyi olgulara hayret edemediğimiz kadar kötü ve çirkin şeylere de hayret edemiyorduk. Öyle ki , yaşlı, kadın, çocuk demeden binlerce, on binlerce insanın katledildiği saldırıların haberlerini duymak da , oluk oluk akan insan kanlarının fotoğraflarını görmek de yüzümüzde bir kası dahi oynatmıyor oldu. Bir miktar su alabilmek için en yakın su kaynağına doğru çölde kilometrelerce yürüyen, yani 3-5 bardak su için aylarca yolculuk yapan insanlara da hayret edemez olduk. Silah seslerinden ninniler besteleyen anneler de, atılan gaz bombalarından çiçek saksısı yapan nineler de bize hayret vermedi.

Hatta öyle bir duruma gelmiştik ki, bırakın hayret etmeyi hayret edenlere hayret ediyorduk. Az da olsa gözlerinde hayret kırıntısı kalmış büyüklere ‘’ çocuk gibi’’ diyorduk bu yüzden. Çocuk gibi seviniyor, çocuk gibi üzülüyordu onlar bize göre.

Gerçek şu ki , hayret edemiyorduk. Ve belki de dünyada en hayret edilesi şey insanın hayret edemiyor oluşuydu, kim bilir ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir