İçimizin Yoksulu

‘Al yüreğimi avucuna’ dedi şiir bakışlı olanı. Yine gündelik klişeler deyip geçiştirdi diğeri.

-Kahvaltı hazır.

-Ya esaslı öfkeler?!

Çocuk okuldan dönecek, haftalık ütüler yapılacak, dedikodu festivali için cici ikramlıklar hazırlanacak, iş çok elbet…

Hicreti sekînet, kervanı iyimserlik gibi görünen, özünde hissiz bir günün başlangıcı olan şamata fazlaca sıkmıştı şiir bakışlıyı.

-Yağmur yağıyor, başucumda da şiir kitabım, ne büyük lütuf yâ Rab!

‘Sibellerin yeni koltuk takımları’ başlıklı bir ses yükseliyor salondan. Olsun, yağmurun nâzendeliği örtmez mi tüm çığlıkları?

Bugünlük kelimelerim özgür deyip tüm konuştuklarının sıkmışlığını bir çırpıda unutuverdi kadın.

-Benim gönlüm özgür dercesine sustu şiir bakışlı, kelimelerim tutuk, ne fark eder?

Fazla gürültülü susmuş olacaktı ki gayriihtiyâri bir pişmanlık siniverdi sîmâsına.

Kapı çalıyor, minik kız pembe sırt çantasıyla atılıveriyor şiir bakışlının kucağına.

-‘Öyle güzel bakma çocuk, cenneti gördüm diyorum delisin diyorlar.’

Minik kız günahsız bakışlarını uzattı,uzattı. Belli ki yüreğini avucuna sıkıştıranlardan. Belli ki aynalardan çok vicdanında yürüyenlerden.

Şıklığını koruyan,hafif bir ses yükseliyor eskilerden kalma plaktan. Ruhları okşayan,sînelere dokunan hafif mırıldanmalar:

‘Yüzünde göz izi var,sana kim baktı yârim?’

Cenneti andırırcasına gülüyor minik kız,sözler fazla ironik gelmiş olmalı.

-Akşam yemeği hazır!

-Ya esaslı öfkeler?!

Susuyor şiir bakışlı,içten ve inanarak susuyor. Kaşık çatal seslerine minik kızın öğrendiği masum koro şarkıları eşlik ediyor hafiften.

Kadının ‘hatırlayıp üzülmek istediği’ çok mevzu var, adamın ‘unutup gülümsemek istediği’…

Usulca kalktı şiir bakışlı. Minik kız ince parmaklarıyla kavradı :

-Bugün bir şiir ezberledim baba.

Ortalama bir heyecanla serin bir çıkış yaptı kadın:

-Teori ezberle yavrum,formül ezberle,şiir karın doyurmaz!

Sekînetin benzi solarken,duygular da helâk olmuştu çoktan. Geleceğine duygularını feda edişinin ilk denemesiydi minik kızın. Hayatın sürprizlerini kötü başlıklarla süsleyerek çekildi odasına. İleride aç kalmaktan korkmuş olacak ki satırdaki seslere kulak kesilmiş,sadırdaki haykırışlar da ne!

Hisleri haddinden fazla küçülten bir günün daha sonuna gelinmişti. Duygulara renk kattığı halde kekreleşmiş lezzetini koruyan tereddüt de her zamanki yerini almıştı.

Kendisi dışında her şeyi hatırlıyordu kadın. Utandığı usançlarını,karmaşaları,gündelik sorunları…

Unuttuğu güzelliklerin adıydı şiir bakışlı.

Hücuma yakışan varlığıyla,daralan dünyayı katledercesine genişliyordu yüreği. Hatırlanacaktı,hatırlanmalıydı. Hatırlanmak ‘hatır’dandı.

Umudu ihtimallere,sevdayı çıkmazlara bırakamazdı. Çok sevdiği mısraları hatırladı hafiflercesine:

‘Anlaşıldı kalbim!

Yakamdaki gülün yanlışıyım…’

İyimserliği yanıltmadan evvel meçhule gitmeliydi vakit gülüşü andırmazken. Naif bir ses dokunuverdi yüreğine:

-Esaslı öfkeler hazır!

Evren samimiyet yoksunu dedi şiir bakışlı,biz ‘içimizin yoksulu’…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir