Leyla’nın Düşleri

Kuşlara sunulan maviliği anlayacak olgunlukta değilim, güvercinleri ürkütmeyenleri görecek yaşa ermeyi dilerim. İçinde büyüyen sırla yaşamayı öğrenen kimsecikler kalmadı. Her sîneye indirgenen aşkın kuru bilgeliği kaldı hatırlarda. Geceleri Mecnun’laşan, geceleri insanlaşan ay ışığının modern romantikleri kaldı günümüzde. Karanlıkta sabah biriktirenler varmış bir zamanlar. Sevgi denilince içinde büyüdükçe büyüyen bir tohum bereketlenirmiş her yüzü kızardığında. Radyo ‘Leylâ’ dedikçe hafifçe dokunurmuş ses ayarına. Radyonun sesini çok açmazmış içindeki Leylâ’nın sesi incinir diye. Dert diye yazdığını ‘ah!’ diye okurmuş, yalnızca dağlar kulak kesilsin diye. Türkü kafelerin, kalabalık kederlilerin bulunduğu gösterişli efkâr yerleri yokmuş o zamanlar. Topraktan geldiği gibi toprakla demlenirmiş, Neşet Ertaş ile dağların gönlünü alır, halk ozanlarından aklında kalan birkaç dörtlüğü uzatırmış gökyüzüne. Biz çağın pişmanlığını yaşarken melekler eşlik ediyormuş o günlere. Acı o vakitler de meşhurmuş, şimdilerde olduğu gibi. Umduğu ile bulduğu arasındaki farkın a’rafında bereketlenirmiş onlar. Bizler ise içi kirli dışı süslü bayat neşelerle avunuyoruz şimdilik. Kimi eskittiğini bilmeyenlerin yeni kaldığını zannettikleri süslü ayraca aşk diyorlar. Yolun yarısında yürümeyi unutanlara yoldaş diyorlar. Kağıt kesiğini andıran acıları tatmayanların kaçırdıkları trenlere dert diyorlar. Mısrasında Leylâ’ları dolaştıran herkese şair diyorlar. Nefes alan ayaklı canlılara insan diyorlar. Doğu’nun yedinci oğlunun neslinin tükendiği günlere gelmiş olabilir miyiz? Ben kalemin ucunu kırmadan bu uzun hava bitmeyecek sevgili okur, bu sıkıcı cümleler yığını su alan gemiyi terk etmeyecek. Kuşları kıskandıran onlarmış yalnız, teslimiyetine eziyet etmeyen, canlı,ayaklı ve insan olan yalnızca onlar.. Kalbim tanınır diye fiyakalı cümleler kurmazmış, aklının karışıklığına değil de gönlünün karışıklığına üzülürmüş. Sözleri hep tenha, gönlü hep genişmiş. Bildiklerimi unutursam onlar gibi olur muyum diyorum, zamanın şartlarından kaybediyorsun diyorlar. Mısralarda dolaşmayan Leyla’ları nerede bulurum diyorum, Şirin’lerin kalbini kırarsın diyorlar. Cılkı çıkan hoşgörünün suratsız yığınları olmaktan memnun ve hoşnutuz. Aramıyoruz, bulmayı bekliyoruz. Mevzu gemi değil deyip şık ve artist iddiaların arkasında gizlenmekle meşhuruz. Beklemek güzel eyvallah, içimizde başlayıp da bitemeyen, bitip de yitirilmeyen beklemeler birikti. Kendimize yolculuk etmeye kalksak ölene dek yollarda sürüneceğiz. Kalbe giden, gönle giden, sevgiye, şefkate ve dahi insanlığa giden yollarda… Bir yanlış daha doğru kılınmadan tahayyülü zor olan izahların şüphesinden uzaklaşıyorum. Dünya basit başlık, insan içli bir şiir. Şiir hatrına, Allah aşkına, ‘kalbine dön!’

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir