Seninle Kim Kalacak, Işıklar Kapanınca?

Papatya iyidir kuruyunca da bir işe yarar kaynatır içersinizdi. Hatta bu yüzden o saksıyı gün boyu elimde taşımıştım da yahu ne bileyim nasıl verilirdi ki “al kurut kaynat iç şifa olsun aklın başına gelsin” mi diyeydim?
Bir İsmet Özel şiiri oldum ve saksıyı evime götürdüm. Komidinime bahar gelmişti. Ama bencilceydi bu. Odamda güneş yoktu. Papatya güneşsiz kalacaktı tövbe estağfirullah. Vebal gibi vebal! Sonra tuttum papatyayı ihtimalinden, salonun penceresinin önüne koydum. Güneş görecekti , solmayacaktı. Başardığımı sanıp aferin Meryemime aferin Senâma demiştim. Gönül rahatlığıyla dünya telaşlarıma dönebilirdim. İki gün sonra susamışsındır tatlı kız, diye yanına gittiğimde “sen de mi?” diyerek geri döndüm. Saksı yerinde yoktu. İyimser düşünmeye çalışarak dün gece esen rüzgara dayanamadı bir milyoncu malı saksım diye düşündüm. Yok canımdı. Papatya! Aferin kız yoksa? Yoksa? Sonra daha iyimser oldum(!) ve papatyamın boşluğa adım atmanın heyecanını yaşamak isteyeceğini düşündüm. Benim yıllardır yapamadığımı. Ulan üç beş taç yapraklı çiçek yapmıştı. Onu ait olduğu masaya bırakamadığım da ona “seni ne yapacağım şimdi?” dercesine baktım. O an onu ben öldürmüştüm zaten. Bir çiçeğe hele papatyaya…
-Abi bu çiçek gerçek mi?
-Gerçek ablacım
-kaç lira?
-5
-ayy çok ucuzmuş alayım ben hemen
Bir milyoncu abiyle bu diyaloğumuzun ardından almıştım. Baksanıza şu cümlelerin umut doluluğuna. O kadar güzel duruyormuş ki gerçek olduğuna inanamamışım yani şüphesiz gerçek olan yapaydan daha müthiştir haşa biz acizler Rabbimizin azametiyle yarışacak değiliz. İşte şaşkınlığıma verin. Zavallıcık o sevinçle onu iki elimin arasına alıp Kadıköy sokaklarını gezdirince sandı ki onu kırmam. Yaklaşık iki saat sonra kırmıştım. İki gün sonra da bana haddimi bildirmişti. Onu önce bırakmaya cesaret edemediğim masadan alıp yükmüş gibi eve götürünce koparmıştım zaten sonra susuz sonra geç kaldığım güneşler sonra rüzgara dayanması için hiçbir şey yapmamam en sonra o da kendini koparmıştı işte altı üstü bir mermerdi biraz kımıldasa bütün kırgınlıkları koparılmışlıkları gidecekti. Nitekim öyle oldu…
Böyleydi işte bu hep böyleydi!
Ulan gücünüz anca bir papatyacığa mı yetti he Meryem he Sena?
Diye gelecekti üstüme sanki Birleşmiş Milletler!
Avrupa Birliği.
NATO.
DPKB ( Dünya Papatyalarını Koruma Birliği)
Falan Filan.
Ne diyebilirim ki evet tüm koparılmışlıkları, kırılmışlıkları, bırakamamışlıkları itiraf ediyorum papatya üzerinde denedim ona özel bir isim bile vermeye tenezzül etmedim. Tür adıyla seslendim. Şansıma papatyanın kalbi çıktı. Nereden bilebilirdim? Söyleyin bana nereden? 6 milyar insanın yüzde kaçında kalp var? Ya sen Birleşmiş Milletler ne hakla karşıma dikiliyorsun? Geçen sene plajda oynayan Filistinli çocuklara bomba yağdıran İsrail için kendilerini savunuyorlar diyen sen değil misin? Cevap ver ulan!
Diğerlerini hiç saymıyorum zaten sadece DPKB’dan özür diliyorum.
Ben Meryem.
Ben Sena.
Özür dilerim.
Bana kalbin varlığını unutturan insanlardan dolayı arkadaşınıza sahip çıkamadım.
Kalp öldü sandım.
Üç kez sordu hoca üçünde de helâl ettik sandım.
Toprağını suladık sandım.
Hep bir ağızdan üç ihlas bir fatiha okuduk, öğle namazına müteakip son görevimizi yerine getirdik sandım.
Doğrusu vefalıydık yine de biz insanlar daha ne yapalımdık?
Sonuçta,
Kalp ölmüştü.
Hayır!
Binlerce kez haykırabilirim, binlerce kez yasalara karşı çıkabilirim.
-Ölen bizdik.-
Affet beni papatya…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir