Susmanın Kusuru

Söyleyecek bir şeyimiz yok, yazacak çok şeyimiz var. Böyle miydi günlerin çıkmazlarını özetleyen döngünün kısır cümlesi? Böyle miydi tabiatı kıskandıran şarkıların nakaratı? Her neyse.. Yâdımıza nâzende sevilen uğramasa da olur, kalbini kırmayalım kelimelerin. Kalp hırpalanırsa vuslatı huzur olur imiş, herkes huzurun yolcusudur madem, ceplere giden pamuk ellerin yıpranıyor olması yaşanılan trajedinin hangi esmerimsi kırgınlığıdır?

Bir şiir yazdım geçenlerde. Şiir dediğime bakmayın, kalemin gücünü üzmemek adına öyle diyorum. Muhtemelen annem bir yemek tarifini anımsayacak okuyunca, kardeşim bir oyun tanıtımını, babam ise bir Cuma vaazını, onların anımsadıkları benim yazdığımdan çok daha üstün, çok daha şiirsel, çok daha… Dediğim gibi söyleyecek bir şeyim yok. Hepsi beğenecek, öyle söyleyecekler. Yahut modern zaman avuntusunu kalemime işleyen kusursuz iltifatlar bütünüyle bir sorumluluğu daha itinayla atlatmak isteyecekler.

Onları severim, yani ailemi, dostlarımı, gönle giden yollara kim düşmüşse boş heybesiyle, kim meyletmişse muhabbet ile doymaya, onları severim. Bazen durakta karşılaştığım, bazen kalabalık AVM’lerin tenha köşelerinde, bazen de amfilerin umarsız yığınları arasında her iki cümlesinden birini ‘sevmek’ temasıyla inşaa eden basitleşmiş, her alana indirgenmiş, her şiire başlık edilmiş muhabbetlilerden bahsetmiyorum. Yahut Leylâ’ları gece melankolisine araç eden Mevlâ’dan bîhaber Mecnunlar da değil bahsettiğim. Terminalin bol gürültülü bir peronunda diline hayâyı sindiren, dünyası daralan gönlü geniş insanlardır bahsettiğim. Ömer öfkesini barındıran, Yâkub sabrıyla yoğrulan… Öylelerini severim.

Değil mi ki hayaller şiir,yakışır mı şiirlere kurallar? Bol devrik cümleli bir hayalin kime ne zararı olabilir? Anlattığım gerçekler ise, bir anlatım bozukluğundan söz edilebilir. Gerçeklerin de sağlam olduğu söylenemez zira. Hakikat diridir, dirilticidir, vicdanımızı sevindiren ise sadece gerçeklerdir.

Bugün gündelik hiçbir meşgaleyi kağıda işlenen halden soyutlamayacağım. Yaşam başlı başına soyut kalmaktır diyecek kimileri, kimi saçma cümleler kalabalığı görecek, kimi ise benim gibi söyleyecek bir şey bulamayacak, susmalar biriktirecek kimileri. Susanların dinleyeni kalmadığını da kim söylemiş? Susmak sindirmektir, kendimize katlanmak, bizi bize içselleştiren aslımızla edilen hasbihaldir susmak. Bir güne sunulan en anlamlı hediyedir belki de. Kimler düşündü yirmi dört saate nelerin sığabileceğini? Belki hiçbirimiz. Şöyle ki beklentili bir günün meşgalesi hazır; her sabah kahvaltı, iş, belki bir patron azarı, kaçırılan otobüs, kırgın bitirilen cümleler, alışveriş, balkon sefâsı vs… Rutin telaş, monoton baygınlık.. Heyecansız ve sonucu bilinen bir bilmece. Sıkıcı bir filmin oyuncu kadrosu.. Düşünmeden, düşlemeden atıldığımız zorlu meydan. Geceleri şiirleri yâren edinenler kalmıştır belki, ya da gündüzleri kitaplara misafir olanlar.  İmtihan endişesiyle diploma kovalayan gencin duasını almayı unuttuğu birileri kalmıştır belki, otobüsü kaçıran teyzenin ‘aynalarla arama mesafe koyacağım’ deyişleri de hatırlanabilir. Rüzgara uysal davranmayı unutanların ibretlik yenilgileri de var tabii. Günde beş kez alnımızdan başlayıp kalbimize gönderdiğimiz aşkı inşirahi bir huzurla benliğimize sunmak.. Evet, bunlar sığar bir güne. Söyleyecek bir şeyim kalmadı diyenlerin örselenmişlikleri de sığar, tabiatı kıskandıran şarkıların nakaratı da… Büyük susuşlar sığar saatlere. Akrebin yelkovana küstüğü hakikati de var; ölüm sığar saatlere…

Yazacak çok şeyim var, susmaya sığar mı kelimelerim?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir