Yanıyorsa Elleriniz

Çocuk yapmak için evleniyorlardı…
Belki de amaç yalnızca kirli çamaşırlarını yıkatmaktı…

Aşk olsun size… Kör olmuş gözlerinizle, aşkın körlüğüne dalınız. Kalbiniz yanıyordur bir tencere sapının ocakta yanışı gibi. Öyle bir ölün ki yanmaktan beter olan ciğerleriniz sigara ile sonsuza dek terk etme oyunu oynasın.
Seviyordunuz yanmayı… Üstelik aşkın yakıcı cazibesi benziyordu, size. Ölüm gibiydi evlilikler de. Kadın, ölmeyi beceremiyordu bir tek.

Ölünüz öldüremediğiniz bir kadın kadar. Bir sigaranın, teni üzerinde söndürülüşü, evlat acısı gibiydi. İyi biliyordunuz yakmayı. Dibi tutan yemeklerin ağzınızda bıraktığı o öfke dolu küfürlerle beraber. Küf kokan peynir gibi. Sizin adınız da bu olmalı. Öyleyse küflü bir kaldırımda ölünüz.

Dedem de aşksızlıktan ölmüş…

Bir dede gibi merhametli kadının kollarında ölemezsiniz! Bir çocuk, anne kucağında gibi… Sessizliğe gömüldüğünüz bir an varsa eğer; Gidiniz, karanlık ve kahkahalarınızdan bir anlığına kaçabileceğiniz bir yer varsa. Kendinizi dövünüz ve sessizce ölünüz, lütfen! İllaki birini dövmek istiyorsanız…

Şimdi, dövemediğiniz bir kadın kadar çırpındığınız her saniye, denizin kenarındaki ölü balıklar gibi yalnız ve kokmuş bir sonunuz olacağını tahayyül ederek bir aynaya bakıp yüzünüze bir tokat indiriniz. Yoksa gün gelecek adaletin tokadına engel olmak bir yana, görme fırsatını dahi bulamayacaksınız! Adil olmadığınız her gün için. Çığlıklarla inlettiğiniz her bir oda için… Ve sessizce ölünüz, yaşamayı bilmediğiniz her an için…

Ölmeyi de becerebilirseniz tabii, bir kadını yaşatmayı başardığınız an kadar…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir