Yorulan Sabır Beyânı

‘Nasıl ülke olduk?’ diyenlerin nasıl insan olduklarını merak edişlerine şahit olamadığım bir gün daha geride kaldı aziz okur. Cevâbını gönül kırmamak adına susmayla anlamlandırdığım çok soru kaldı yine geride.  İyilerle aynı safları paylaşacak inançları kalmayanların dillerine pelesenk ettikleri kindarlık, dindar geçinenlerin niçin politik hizasında? Harfleri yitirilen bir alfâbe düşünüyorum, yorgun heceler sağlam cümlelerin mağlubu oluyor, nasıl? Ölene dek ağlasak da kurtulmayacak bir geminin içinde hala derûnî  umutların bekçileri olmayı nasıl göze alıyoruz? Vandal yürek şiirlerdeki ezberini yine bozmadı  değil mi?  Alkışlanıyor, takdir görüyor, başlık ediliyor her türlü nefrete. Üstad Karakoç’un mısrasıyla hemhâl oluyoruz. ‘’Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız.’’ diyoruz eksilmeyen ve eskimeyen bir aşkla. Durmak yok deyişimiz bundandır. Yollar vandal yüreklere yakışır mı? Biz bize yakışanı yapmanın niyetiyle amel  ediyoruz ,yola devam, yola devam!

Kalplere sinen teslimiyetin teferruat ile şekillenemeyeceğini bilirdik. Sözü politik olanların özü kritiktir,bunu da biliriz. Oysa sadece adımızı bilmeyi isterdik. Ne de olsa herkes her şeyi bilmiyor mu haddi dışında?

Bilmeyişim, bilmek istemeyişim varlığımın şuursuz kalabalığa dâhil olmasından korkuyor oluşumdandır. İsmimin satırlara işlenen duyarlılık edebiyatına sinmesini istemem. Kendimi hatırlamak isterim, nefesimin bereketli kalmasını…

‘’Hatırla ikrâr etmeye şâyan bir hadise kaldı mı?’’ diye soruyor şair. Şimdilerde yanmış yüreklerin alâmeti bile buram buram öfke kokuyor. Ülkemizin kuşlarının kibar ve ağır duygularını yok eden bir öfke bu. Taşıyacakları güzel hitaplar bırakmadılar geleceğe dair. Güzel niyetlerin avcıları çoğaldı.

Nefsi şımarıkların kalbi mahçupları anlayamıyor olmasına şaşırmıyoruz. Yapılan iyiliklerin yabana atıldığı ilginç ve tutarsız bir çağdayız. Monoton bir nankörlük her yol ayrımında sizinle beraber. Sözünü tamamlamadan kalbini sabitleyenlerin samimiyetsizlikleri zaaflarınızla beraber. Ateşin bizde yakacak çok şey bulacağı bir niyet,amellerimizle beraber. Şeytanın görevini hafifleten yeryüzü bekçilerinin vesveseleri hüsn-ü zânımızı esir almış. Alnımızı sıvazlayan meleğin gönlümüze uğramadan yok oluşu bundandır. Bâki kalan bir muhabbete mazhar olamadık, nedendir? Fânilik bir hileydi. Hile bir tercihti. Tercih bir niyetti. Ve niyet nankörlerden yanaydı. Riyâdan yanaydı. Yalandan, menfaatten yanaydı. Hakk’ın, hakikatin sesi hep var idi. Bir vesvese değil, bilakis bir yankı, bir çağrı, bir âhenk idi. Yüksekti, âşikardı. Ses var/dı, duyan yok/tu!

Ve sevgili sol yanımın kâtibi! Bu fakirin acemi ve üşengeç şikayetlerini ilk sıralara yazdın, bilirim. Elimde tutuşturulan bir anahtarla sayısız kapı önlerinde nefsimin sevincine ortak oluşlarım da vardır listede. Dozu ayarlanmamış nefret ile Hakk’a giden yolun yolcusu olanlara hadsizce kızıyor oluşumuz da geçmiştir kayıtlara. Çocukların düşleri sızlarken konuşacak çok şey bulduğum için de kızıyorum kendime. Şahitliğime yükü ağır bir sevap eşlik ederse sindire sindire susacağım. Soylu öfkenin haysiyetine tâlibim. Fakat! Gönülden gönüle giden yollara mayınlar döşenmiş gibi. İddiamızdan vuruluyoruz gün be gün! Tâviz vermeden, ödün vermeden. Dava dediler,telâfisi aranmayan bir heves örgüsü. İnsan kalmak, acziyete ayarlanmış bir yenilgi.

Dünya çok kalabalık, biz çok tenhayız. Yol bu kadar çok olmasaydı kaybolur muyduk hiç? Mutlu insanların sayısı günden güne artmasına rağmen yatağını serin bırakanların sayısı azınlıkta. ‘Demek ki neymiş…’ temalı tecrübeler biriktirmekten usandık. Yıpranmış güven koleksiyonu yapıyoruz şimdilerde. Bir başımızayken bile öyle çoğalıyoruz ki, âlem Âdem’e yetmiyor.  Kalabalıktan sıyrılanlar alkışlanmaktan usanan bir beşer azınlığıdır, gönül çoğunluğudur. Bizi bize tanıtacak kallâvi ipuçları aramaktan vazgeçin artık! Durmayın, biriktirin hüznünüzü! İnsan olmak bize de yakışır. Az kaliteli cümleleri çok dumanlı duyguların tarifinde kullandığım için affola aziz okur. Tarafsızlığın bir put edildiği bu zamanda  susmaktan korkuyorum, herkes susuyorsa konuşulacak bir hakikat vardır muhakkak. Çağın fiyakalı kaybedenlerinden oluruz belki, kim bilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir