28 Şubat Ruhu

“İstihbarattan anlamaz bunlar. Çünkü… Zaten kendileri MİT’in “takip edilecek organizasyon listesi”ndeydiler. Neredeyse hemen hepsi tarikat mensubu ve irticacı teşkilat mensubu oldukları için “iç tehdit” kapsamındaydılar.

Diplomasiden anlamaz bunlar. Çünkü Milli Güvenlik Kurulu’nun “kırmızı kitap” tabir edilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne göre “iç tehdit unsuru”ydular.

…”[1]

Bu yazıyı 13 Mart 2016 tarihli Ankara Patlaması’ndan sonra yazdı Yılmaz Özdil. Sosyal medyada çokça paylaşıldı. Eşimiz (!), dostumuz (!) paylaştı. Hatta ben de onlardan birinin profilden okudum. Bu utanç da sanırım ona yeter.

Yazı patlamayla ilgili yazılmış ama asıl konusu en iyi bildiği iş hakaret etmek olan ve bir önceki gazetesinden ettiği hakaretler yüzünden kovulmuş olan bir köşe yazarının yaşadığı topluma olan hıncını anlatıyor. Listesi uzayıp gidiyor. Bu yazıyı okuyunca aklıma gelen ilk şey 28 Şubat oldu. Hatta öyle ki 28 Şubat’ı anlamak için o günlere dönmeye hacet bırakmayacak bir yazı. O dönem olanlara baktığımızda Yılmaz Özdil’in hissiyatında olan ne ise onu görüyoruz. Bir tarafta en yüksek oyu alan bir partinin çalıştırılmaması, çeşitli yollarla işlevsiz hâle getirme çabası var. İlginç olan bu demokrasi adına yapıyor. Artık bu demokrasi ne menem bir şey ise. Diğer tarafta halkın büyük oranda benimsediği bir dine alenen, devletin tüm imkânlarıyla açılan bir savaş var. İslâm’ı, İslâm’a dair her şeyi, Müslümanları sindirme ve yok etme savaşı. Hamisi kimi zaman Batı Çalışma Grubu kimi zaman ise medya. E adamların Özkökleri, Özdilleri var. Tarikatçılık, şeyhlik oynanan gölge oyunlarını saymıyorum bile. Yine ilginç bir nokta bunu yapanlar halkçılar. Cemil Meriç gibi bizim de anlayamadığımız kelimelerden biri halkçılık. Galiba üstadın dediği halkçılık, “Ben halktan değilim ama sizin gibi bedbaht ve pespaye insanlara yaklaşıyorum. Kıymetimi bilin.”[2] demek gibi bir şey. Biz tabi ki bedbaht, pespaye ve gericiyiz. Ya bizi ıslah edecekler ya da bertaraf edecekler. Bize rağmen, bizim için.

28 Şubat’ın failleri bin yıllık bir ömür biçmişlerdi bu sürece. Onların öngörüleri tutmadı belki ama şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki 28 Şubat ruhu ilelebet devam edecek. Kimi zaman Özbekistan’da karşımıza çıkacak kimi zaman İstanbul’da bir dolmuşta kimi zamansa Denizli’de paralelcilerin yönettiği üniversitede. Özdiller, Özkökler yine böyle yazılar yazacak ve fırsat kollayacaklar. Yaptıkları ahlâksızlığı maharetmiş gibi anlatıp bir de üstüne bunu yeniden yapmak konusundaki azim ve kararlılıklarını ortaya koyacaklar. İşte bu yüzden 28 Şubat’ı unutmamalıyız. “Hâlâ mı 28 Şubat ? Kaç sene geçti üstünden.” diyenlere de 28 Şubat’ın ekmeğini yiyip şimdi 28 Şubat’ın mağduru rolü kesenlere de fırsat vermeden tabi ki. Tüketim çağındayız belki ancak acılar tüketilmiyor, yara izleri saklasak da kapanmıyor. Aliya İzzetbegovic halkına “Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.” demişti. Bizim de 28 Şubat’ı unutmaya hakkımız da lüksümüz de yok. Çünkü unutulan 28 Şubat’ı tekrarlamak için Yılmaz Özdil sırada bekliyor.

O vakit Alev Alatlı’dan mülhem diyebiliriz : “OK Yılmaz, Türkiye Tamamdır !”[3]


[1] Yazının tamamı için : http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/yilmaz-ozdil/kizilay-1136643/

[2] Metnin birebir alıntısı değil, mealen bir alıntı yapılmıştır.

[3] Alev Alatlı, OK Musti Türkiye Tamamdır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir