Kaybetme Edebiyatı ve Halep

Taşı sıksa suyunu çıkarabileceği yaşlarda kaybetme edebiyatı yapan, acıdan zevk alan insan net olarak kaybolmuş insandır. Bataklıktadır da haberi yoktur.‬

‪Dünyada şüphesiz ki bizim gördüğümüzden daha büyük katliamlar, bizim maruz kaldığımızdan daha haşin çaresizlikler yaşanmıştır. Şahit olduğumuz savaşlardan çok daha vahşi savaşlar, görüp duydugumuz salgınlardan çok daha büyük salgınlar yaşanmıştır. Muhakkak ki biz eskilerden daha çok acı çekmemiş, onlardan daha çok yıkım görmemişizdir. Ancak biz kuşak olarak her şeyin en sahtesine, savaşın en kahpesine, düşmanın en kaypak olanına denk geldik. Erkek gibi dövüşmenin mümkün olmadığı, haklıyla haksızın karıştığı, en büyük gücün medya olduğu bir çağa denk geldik. Haliyle bu da bir takım sıkıntıları beraberinde getirdi. Bunlardan en önemlisi her şeyin medya olduğu bu günlerde bizim de medyatik birer birey olmamız sorunu bence. Sosyal medya birçoğumuzu birer mazoşist haline getirdi mesela. Bunu ilk defa dün, Halep düşerken farkettim. Haleple ilgili atılan tweetlere baktıkça içimde tuhaf duygular belirdi. Birçok genç “Allah’a nasıl hesap vereceğiz.” aşamasını kendilerince edebiyata dökmüş ve bu acıdan şiirler ve küçük zevkler devşirmeye başlamış göründü gözüme. Belki de yanılıyorumdur, bilmiyorum. Ancak bir çok kişinin Halep’in düşüşünü unutup bunun edebiyatına daldığı konusu hepimizin önünde bir uçurum gibi duruyor. Bu konuda birbirimizden sakladığımız bir şeyler var. Hiçbirimiz bu kaypaklığımızı dile getirmiyoruz. Kabul edelim artık; kendi acılarımızı sessiz sedasız yaşarken başkalarının acılarının edebiyatını yaparak onları ucuzlaştırıyor, biraz olsun sızımızı hafifletiyoruz. Bizim dışımızda yaşanan her acının hiç vakit kaybetmeden edebiyatını yapmak, o acıyı ucuzlaştırmak olarak karşılık buluyor. İlk evrede yapmamız gereken bir şeyler varsa da bu kaybetme edebiyatı bunu bize unutturuyor. Bunu kendimize itiraf etmenin zamanı gelmedi mi?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir