Nisyandan İnsana

İnsan makineleşme ile birlikte seri ve hızlı üretim yapabiliyor ve evrenselleşme ile dünyanın her yerine ürettiklerini ulaştırabiliyordu. Sadece ürettiklerini değil, düşündüklerini, inandıklarını da daha kolay şekilde yayabiliyordu. Ayrıca rasyonalizmin etkisi ile pozitif bilimlere iman etmiş, görmediğine eliyle tutmadığına inanmaz hale gelmişti. İnsan artık önüne “ modern “ sıfatını almış, daha önceki haline “ geleneksel “ demeyi uygun görmüştü.

Modern insanın dertleri, gereksinimleri geleneksel insandan farklıydı. Geleneksel insana giyecek kıyafet bulması yeterken modern insan marka giyinmeliydi; geleneksel insan yiyecek bulduğunda sevinirken modern insan en yeni mekanlarda yemek yemeliydi; geleneksel insan başını sokacak dam bulsa mutlu olurdu ama modern insanın evinin bahçesinde havuz olmalıydı.

Derler ki; insan eşrefi mahlukat olarak yaratılmış ancak özünü unutarak nisyana düşmüş ve “ insan “ ismini almıştı. İnsan; nisyandan gelirdi. Günümüz insanı ya da kendi değişle modern insan, insanın nisyandan geldiğinin en iyi kanıtı belki de. Özümüzü yani kulluğumuzu öyle bir unuttuk ki özümüz olduğunun farkında bile değiliz. Dertlerimiz çok, moralimiz hep bozuk, mutsuzluk daimi yoldaşımız. Oysaki zaten dünya bizim imtihan yerimizdi ve biz mutluluğu dünyada aramamalıydık. Ahirette mutluluğu hak etmek için imtihandaydık. Unuttuk..

Modern insanın geleneksel olarak adlandırdığı o insan özüne bizden yakındı belki de. Bu yüzdendi karnı tok, sırtı pek olduğunda şükretmesi ve bu yüzdendi sağlıklı nefes alıp verebildiği için mutlu olması. Çünkü bilirdi evine eklediği fazladan bir oda, cebine koyduğu o tek kuruş fazla para bu dünyadan gittiğinde gerisinde kalacaktı. Bizimse özümüzden kopuşumuz dünyaya bağlılığımızı arttırdı. Paylaştığımız fotoğraf az beğeni almamalıydı, üst modeli varken elimizdeki telefonu kullanmaya devam edemezdik, tırnağımız kırılırdı dünyamız başımıza yıkılırdı.

Geleneksel insandı ki her daim huzurluydu, mutluydu. “ Gelse celalinden cefa / yahut cemalinden vefa / ikisi de cana safa / kahrın da hoş, lütfunda hoş “ derdi. Bilirdi ki başına gelen boşuna değildi. Kulluğunu bilir, Yaradan’dan geleni baş üstüne alırdı. Şükrü dilinden eksik etmezdi.

Ne zaman insanlığımız önüne “ modern “ sıfatını getirme ihtiyacı hissettik o zaman eksildik özümüzden, kulluğumuzdan. Yeniydik ama eksiktik. Belki “insan” kalabilseydik tam olurduk ya da geleneksel kafayla düşünürsek modernliğimiz insanlığımız için vesiledir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir