Sokrates’in Bilgi Savunması ve Düşüncelerim 3

Sokrates devlet adamlarından sonra tragedya yazarlarına her türlüsünden şairlere başvurmuştur. Kendi kendine “Bu kez göreceksin,onlardan çok daha bilgisiz bir kimse olduğunu anlayacaksın.” demişti az sonra anlatacağım ifadelerden dolayı zannımca Sokrates söz konusu şairlerin şiirlerini bugüne kadar okuduğu kitataplar, yaptıkları araştırmalarla kendilerini geliştirmeleri sonucunda uzun süreç sonucunda eriştikleri olgunlukları sayesinde yazdıklarını düşünüyordu ki soruları karşısında aldığı cevapların herhangi bir bilgi birikimi gerektirmediğini görene kadar. İşte şaşkınlık içinde kaldığı olay şu şekilde gelişmiştir : “Yazmış oldukları eserlerde en karmaşık olduğunu düşündüğüm parçaları seçerek kendilerine bu parçalarda ne anlatmak istediklerini sordum. Bu yolla bana bir şey öğretebileceklerini umuyordum. Fakat inanır mısınız, bunu söylemekten utanıyorum ama söylemek zorundayım, bu şairlerin eserleri hakkında anlattıkları, orada bulunan herhangi birinin kendisi hakkında anlattıklarından daha fazlasını içermiyordu. O anda anladım ki, şairler eserlerini akıllarını kullanarak yazmıyorlardı, yani bilgiye ihtiyaçları yoktu. Bir çeşit ilhamla söylüyorlardı şiirlerini, bir tür yetenek,Tanrısal bir güdüyle…Güzel sözler söyleyen fakat söylediklerinin anlamını kavramayan papazlara ve kâhinlere benziyorlardı. Dolayısıyla şairlerin de genellikle bir şey bilmediklerini anladım, üstüne üstlük şiirlerinin gücüne dayanarak o kadar ileri gitmişlerdi ki, bilmedikleri şeyler hakkında da dünyadaki en bilgili kişiler olduklarını düşünüyorlardı. Şairlik var diye bilmedikleri şeyler konusunda da insanları bilgilendireceklerini sanıyorlardı. Yanlarından ayrılırken, tıpkı devlet adamlarından üstün olduğum gibi, aynı nedenlerle şairlerden de üstün olduğumu anlamıştım.”

Sokrates bu kez de zanaatkarların yanına gitmişti hiçbir şey bilmediğinin farkındaydı ,onların pek çok şey bildiklerinden emindi. Çünkü onların bilgileriyle çalışıp eser ürettiklerini ya da kendisinin öyle zannettiğini söylüyordu bu kez yanılmamıştı onlarında bir eksikliği vardı kendi işlerinde iyi olduklarında her türlü konuda kusursuz biçimde bilgi sahibi olduklarını sanıyorlardı ve Sokrates böyle sandıkları için gerçek bilgeliklerine de gölge düşürdüklerini düşünüyordu ki bence haklıydı çünkü insan kendi alanında dahi eksiksiz bilgi sahibi değildir ki kendi alanında bilgi sahibi olması her konuda usta olduğu anlamına gelmez ve insan sadece emin olduğu bilgiler hakkında söz sahibi olmalıdır bilmediği konular ve bilgiler hakkında söz hakkına sahip değildir. Her şeyden önce başka ifade edilmesi gereken ise insanın kendisi kusursuz değildir ki bilgisi kusursuz olsun, Günahsız kul yoktur ki dört dörtlük olsun. Sokrates cehaletin ortasında bilgisiyle hakikatin ; akılla gerçeklerin ve doğruların peşinde giden gençleri şaşkınlık içerisinde bırakan bir filozoftu elbette ki yanlışların beyinlere doğru diye kazındığı yerde bu değirmene çomak sokan kişi gençlerin olumlu yönde dikkatini çekecek rahatı yerinde olan siyasilerin işlerine engel olacak zihniyetlerine ters düşecekti. Sokratesten kurtulmanın tek yolu ölüm cezasına çarptırmaktı suçlamalarından biri de yukarıda bahsettiğim üzere güçlü hitabetiyle insanları kandırmaktı. Fakat Sokrates “Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesiyle kendini ispatlamıştır ama tabi ki anlayana! Sokrates bilgiye açtır fakat bilgiye değil duyguya dayalı şiir yazan şairlerden gözle görülebildiği gibi kendini kandırmayarak daha bilgili olduğunu kendi alanında yeterli oranda bilgi sahibi olan zanaatkârlar kadar da bilgili olmadığını biliyor ve bunu ifade etmekten çekinmiyordu. Şairlerin bilgi birikimi değil de duygularıyla içlerinden gelen bir yetenekle yazdıkları şiirleri hakkındaki düşüncelerime gelince insanın mesleği ne olursa olsun bu yolda kendini geliştirmeyi amaç edinmelidir şairler adına konuşursak şairlerin kalemini oynatan içlerindeki yetenekleridir sadece duygudan ibaret değilde akılla birlikte duyguların birleştiği şiirler bence daha başarılı olacaktır diye düşünüyorum Sokrates dönemi şairleri yaşamış oldukları dönem içinde değerlendirirsek de şiirlerinin “akıl” nasıl kullanılır bilmeden ve Sokrates sayesinde bu algı insanlara yerleştirilmeye çalışılırken akıllla duygunun birleştiği şiirlere rastlamak istisnalar hariç imkânsızdır eğer dönem adına başarılı görülen şiirler varsa bunlar sadece içten gelen bir yetenekle oluşturulan şiirlerdir.

İnsanın kendisini tanıması zordur aslında çevresindeki insanları tanımak,yargılamak,eleştirmek her zaman için daha kolaydır söz konusu kendisiyse akan sular durur genel olarak durum böyledir fakat kendisini artısıyla ve eksisiyle iyi tanıyan ve bunu ifade etmekten kaçmayan eksiklerinin üstüne gidip ideal insan olma yolunda ilerleyen artılarıyla böbürlenmeyip mutevazı bir kişiliğe sahip insanlar işte o insanlardan korkmayın samimiyetinden şüphe duymayacağınız insanlar sözünün eri ; ağzından Allah sedası, yüreğinden Rahman sevgisi eksik olmayan insanlardır. Anlamını hakkıyla bilmeyenlerin ağızlarına alamadığı Allah’a emanet olun ne güzel bir veda ünlemidir! Sözün sahibi ne kadar ideal insandır!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir