Sokrates’in Kişiliği, “Ölüm” Gerçekliği ve Düşüncelerim 2

Sokrates toplumun ahlaki değerlerine başkaldırdığı, halkı isyana, gençleri ahlaksızlığa teşvik ettiği ve dinden çıkmış olabileceğine dair suçlamalara maruz kalmıştır fakat Sokrates o dönemdeki dini kuralların bütününü eksiksiz olarak uyguladığı için bu iddiayı kanıtlamak çok güçtür. Sokrates hakikatin izinde giden gerçeklerle ilgilenen, akılcı ve her türlü durumda farklı bakış açılarıyla yaklaşıp iyiyi ve doğruyu savunan güçlü hitabetiyle insanlara doğru olanı göstermek için bir an olsun geri adım atmayan, rasyonalizm akımının temsilcilerindendir. Aslında bu suçlamalar bazı kesimlerin ona karşı duyduğu derin öfkenin sonucudur. Gerçekler; yani Sokrates’in haksız yere yargılanması ortada olduğu halde savunma vermesi için zorlanmış ve savunmasını başarıyla verdiği halde mahkeme onun suçlu olduğuna karar vermiş, ölüm cezasına çarptırmıştır. Kitapta geçen bu cümlelerden Sokrates’in neye maruz bırakıldığı ve onun bu durum karşısında neyi savunduğu şu sözlerinde görülmektedir:

“Beni öldürmekle hayatınızın hesabını vermekten kurtulacağınızı sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Bana inanın,sandığınızın tam tersi olacaktır.”

“Atinalılar, doğru yaşamadığınız için insanları öldürerek sizi suçlamalarını önleyebileceğinize inanıyorsanız yanlış hüküm veriyorsunuz demektir. Çünkü bu hâli hazırda mümkün olan bir aklanma biçimi yani onurlu bir aklanma biçimi değildir. En kolay, en asil yol başkalarını hiçbir şey yapamayacak hala getirmek değil, kendinizi yükselterek aklanmaktır. İşte beni mahkum eden sizlere önceden bildireceğim kehanet budur ve böylece sizlere veda ediyorum.”

Sokrates bir işi yapmaya niyetlendiğinde yanlış veya kötü bir şey yapmak üzereyken içinden gelen Tanrısal sesin onu o işten alıkoyduğunu söylüyordu ve savunmasını sonuna kadar yaptı. Her türlü suçlamalara karşı hakkını sonuna kadar savundu fakat çarptırıldığı ölüm cezası hakka gözlerini yuman siyasetçiler tarafından kaldırılmıyordu. Sokrates “ölüm” adına düşüncelerini, savunmasında şu şekilde belirtti :

“Belki de herkese göre olabileceklerin en kötüsü başıma geldi (ölüm) fakat tanrısal ses benim yanlış bir şey yapmamı engellemedi. Bence bunun anlamı nedir? İşte size bunu anlatmak istiyorum. Belli ki bu benim başıma gelen bir iyiliktir ve ölümün bir kötülük olduğuna inananların yanıldıklarını işaret etmektedir çünkü tersi bir durum olsaydı her zamanki işaret muhakkak beni engelleyecek ve hatta koruyacaktı.”
“Artık sizlerden ayrılma zamanının yaklaştığını biliyorum. Şimdi yolumuza gidelim; yani ben ölmeye,siz yaşamaya… Sizce hangisi daha iyi ? Hiç kuşku yok ki bunu ancak Tanrı bilebilir.”

Ölüm dünya hayatında hakikat için yalanların karşısında, gerçekler için haksızlığın karşısında durup adaletten ödün vermeyenler için en güzel hediye değil midir sizce de? Sonlu hayatı, sonsuz hayatta ebedi cezalara çarptırılmayı hak edecek şekilde yaşayıp “gerçek”lerle yüzleşilecek sonsuz hayatı başlatan bir ölüm, ömrün sahibi için tercih ettiği bir ödüldür(!) değil mi ? Salih amel işleyip kendi işinden, kendi hesabından ötesine karışmayan her işe ”Bismillah” diyerek başlayıp her işini Allah’ın rızasını gözeterek yapan salih kimseler için de Allah katında verilen ölüm emri ne güzeldir, vuslat vaktine yakınlaştıran büyük bir kapı olur o zaman ölüm! İşte o zaman hüküm olan ölüm emrine kul katına cezadır der miyiz sizce?

Allah, kulunun hakkında olacakları hakkıyla ve en doğrusuyla bilendir! İnsanoğlu kaderini külli iradesiyle doğru olanı seçerek gerisini tevekkül ile Rabbimizin cüz’i iradesine bırakmalıdır. Kendi görevinin bittiği yerde yüce Rabbimizin ona tayin edeceği kader onun için en hayırlısı olandır. Burada bize düşen görev, tevekkül ettikten sonra Rabbimizin vereceği hükmü bize olumsuz bile gözükse bizim için en hayırlısı olduğunu kabul etmek ve razı olmak bir ömür duaya devam etmektir.  O, zerre kadar iyiliğin de zerre kadar kötülüğün de hesabını karşılıksız bırakmaz!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir