İkra’r Yazarlarından Mesaj Var!

Geçtiğimiz yıl gencecik bir ekiple yola çıkan İkra’r’ın kıymetli yazarlarından birinci yayın yılımız için mesajlar var;

Aslı BEY
Dünyada bu kadar acımasızlıklara yataklık ederken, birileri bu dünyada güzel işlere vesile oluyor ya da bizzat yapıyor. İkra’r bu vesilelerle yola çıkmış, yüreklerine bu vesileleri sığdıramayanların oluşturduğu bir mektep. Her yazı en başta topluluğunun nüvesini taşıyan yazarın emeğinin bir ürünü. İkra’r baştan aşağı emek; şiir, deneme, öykü, röportaj, araştırma… İkra’r cümlelerin, kelimelerin, noktaların ve virgüllerin dahi bir manaya ulaştığı naif bir dergi. Dergi olmaktan öte derdi olmakla muttasıl, ikrar etmekten öte okuyup tasdik etmekle hem dem… Ve bir İkra’r Dergi yazarı olarak okuyucuya söyleyeceğim şudur: “dergi hür tefekkürün kalesi” biz de bu kalenin askerleriyiz. Söyleyecek bir sözümüz var ve bu dünya bize kâfi gelmiyor. Her ifade derinlerinde yaşama geçirilecek bir ayrıntı içeriyor. İstifade ederken tüm bunlar, dikkat edilesi noktalar… Vesselam.

Saliha GÜNGÖR
Hayatımın bol aktiviteli, az dirâyetli,  klişe heyecanlarıma sarılarak âdemliğimin farkındalığını hissetmeye çalıştığım günlerimde tanıştım İkra’r’la. Bu kez yol yüzüme gülmüş olmalıydı ki yolluk hazırlama kısmına denk gelmişti bu tanışıklık.
Zihnimde çok isim, hatrımda çok meşgale, kalem hatrında ise ziyadesiyle sorumluluk yüklü vaziyette alınan onca bilet arasında cam kenarına ayrılanın İkra’r olacağını bilemezdim. Taze heyecanlar, taze umutlar, hakikati imrendiren gâyeler ve daha nicesi…
Gönlün cilası bildiğim bir oluşum, kendiliğinde ötelerin sarsıntısını görebildiğim bir ekip ruhu ve en nihai ölçüsü aslolan yola varan bir hedef meselesi…
Farklı şehirlerin sîmâları bir şiir başlığında buluşmuş; “mesafenin terbiye ettiği insanlar” halinde aynı yolu yol bilmişlerdi ne de olsa. Yedili yaşlarımda okuduğum Kaşağı, karakter inşa sürecinde dilime doladığım Zeze, delişmen çağlarımda hemhâl olduğum İsmet Özel mısraları ve şimdilerimin İkra’r’ı okunaklı bir kimlik detayıdır.
Karlı gecelerde uyandırılan dost heyecanını duyduğum bu oluşum gurbette sıla olmaya, gerçekle hakikat çalışmasında Hakk saflarında yer almaya, nesri andıran kekre asırda bir şiir sekîneti kalmaya adaydır.
Ben burada evvel âdemleri okumayı öğrendim, her âdemin bir âlem olduğu şiarıyla değer kavramını üst konuma koymayı öğrendim, verilen hata paylarını öncelemeyi ve örtebilmeyi öğrendim. “Kâlu belâ’nın ikrarına” heyecanı uğurlamayı öğrendim. Bir Mısrî duruşuyla derdi dermân bilmeyi, aslımı burhân görmeyi öğrendim.
Öyle ki azîz okur; hepimiz genciz. Bir meselemiz, bir derdimiz bir duruşumuz olmalı. “Sesimizi ölümle paslanmış” bulmamız kaçınılmaz.
Kalemden “kaleler” inşaa etmek umuduyla buradayız.
“Hür tefekkürün” kalesine sahip çıkmak adına buradayız. Hiç kalırken hissedilen o muazzam acziyeti sînemizde diri tutmak adına buradayız.
Hepimiz gurbet insanıyız.
İkra’r; kalemi sıla bilenlerin durağı.

Musa Melih DEMİRBAŞCI
“İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam / bu sözün sözler içinde bir yeri var.”
Eşref-i mahlûkat olan insan olarak akıl sahibiyiz en başta. Bu bizi, dünyayı beraber paylaştığımız mahlûk sıfatını taşıyan diğer canlılardan ayırıyor. Akıl sahibi olmanın doğal sonucu olarak düşünüyoruz, öğreniyoruz, idrak ediyoruz, -ilahi emirde olduğu gibi- okuyoruz, bazı şeyleri kabul ediyor, bazılarınıysa reddediyoruz. Hepimizin kendimize ait veya ödünç alıp zenginleştirdiği düşünceleri var. Bunları da kimi zaman arkadaşlarımızla, kimi zaman sosyal medyada, kimi zaman ise kendi ruhumuzla paylaşıyoruz. Bu insani bir ihtiyaç. Hele de bir genç için fikirlerini açıklamak, bir şeyler söylemek aynı zamanda bu dünyaya var olduğunu haykırmak demek. Yukarıda saydığımız yerler dışında kendi fikirlerini, düşlerini, umutlarını basılı bir eserde görmek bambaşka bir duygudur ve çok daha anlamlıdır. İkra’r da gençlerin çıkardığı, gençlerin yazdığı bir dergi olarak bir genç olarak bana bu şansı verdi. Bu işe omuz veren herkesten Allah razı olsun.
Bazen büyüklerimizden ve yaşıtlarımızdan söylediklerimizin bir önemi olmadığı, bunları kimsenin merak etmediği anlamını içeren abes sözler duyuyoruz. Oysa bir büyüğümüzün dediği gibi “Yazmak sınanmaktır.” Yine bir atasözümüzde söylendiği gibi “Söz uçar yazı kalır.” Biz İkra’r’da yazan gençler olarak okuyoruz, okuduklarımızın üstünde düşünüyoruz ve en nihayetinde yazılarımızla bu dünyaya bir şeyler söylüyoruz. Sınanmaktan korkmuyoruz. Fikirlerimizin buharlaşmasına, körelmesine, uçup gitmesine izin vermiyoruz. Ben İkra’r’a, yazdıklarıma ve benim gibi düşünenlerin yazdıklarına bu gözle bakıyorum. Bu aşkın, bu ümidin devam etmesi, İkra’r’ın daim olması dileğiyle.

Mücahide ORAK
Müsaadeniz ile birkaç hususu uzatmadan direk konuya dalarak beyan etmek isterim…
Hayallerle dolu zorlu ve umutlu yola bir yıl önce Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanarak başladım. Ardından ilkyazın hayatıma İkra’r Dergiyle adım attım. Dergimiz e-dergiden yeni matbuya geçmişti. Dikkatimi çeken ilk şey tüm kadronun genç ve neredeyse öğrenci olmasıydı. Özellikle genel yayın yönetmenimizin de bir öğrenci olmasıydı. Üstelik kendi emeğiyle kendi imkânlarıyla bu oluşumu oluşturmasıydı. Kendime “Neden burada olmayım?” sorusunu sorduğumda  bu yüzden burada olmalıyım cevabını verirken buldum. Gençtik, hırslıydık, heyecanlıydık ve bir amacımız vardı: Hakikat.
Ortada bariz görülen ciddi bir amaç ve gerçek bir emek vardı. Bunu diğer sayılarımız çıktıkça daha iyi anladım. Biz tüm ekip olarak bu hayale tutunup kendi hayallerimize açılan kapıda birbirimizin yanında durduğumuzu da diğer sayılar çıktıkça anladım. İlk günden tam da şuana kadar hâlâ heyecanlıyız. Üstelik bu genç kadroyla büyük işler başarma niyetindeyiz. Sizin için belki küçük ama bizim için büyük idealler. İkra’r’ın bana kattığı en güzel şeylerden biri de güzel insanlarla tanışma ve güzel bir ekiple birlikte olma fırsatı vermesidir. Hep demişimdir şiir seven insan, güzel insandır. Güzel insanlar ile devam ediyoruz nihayetinde. Dergide ki tüm arkadaşlarımın gönüllerinin güzelliğinin kaleme yansıması derginin sayfalarını çevirdikçe karşımıza çıkıyor ve çıkmaya devam edecek.
Aynı dertle dertlendiğimiz, ortak şiarımız olan ‘hakikati’, ilk günden bu yana koruduğumuz ‘samimiyetin’ bir parçası olmak gurur ve onur verici.
Bu diyardan göçüp gittiğimde arkamda İkra’r isimli bir anı var. Ne mutlu ki bana.
Hayallerime giden yolda ki her adımımın heyecanı ilk günkü gibi taze ve diri çok şükür.
Heyecanımı (zı) , samimiyetimi (zi) , gülümsememi (zi) kaybetmemek ise en büyük temennim.
Tüm İkra’r ve siz sevgili okurlar, baki dua ve muhabbet ile…
Ne güzel doğdun ve büyümeye ne güzel devam ediyorsun İkra’r.

Elif Nuran ÖZGÜN
2016 yılının Mayıs ayında Sirkeci Tren Garı’ndaki dergi fuarında başladı İkra’r’la tanışıklığım. Toplam 320 katılımcı dergi vardı. Çoğunun standını gezdim. Fakat fuar sonunda en çok aklımda kalan İkra’r Dergi oldu. Ziyaretçilerine hediye etmek üzere şiirler yazmışlardı renkli kağıtlara. Sonuçta #şiirİkrarda idi. Bu güzel ve ince düşünceleri eminim ki tüm fuar ziyaretçilerinin gönlünde hoş bir esinti yaratmıştır, tıpkı benimkinde olduğu gibi. Sonraki süreçte ben de İkra’r ailesine katıldım. Aile diyorum çünkü gerçekten öyle. Din kardeşliğinin kan bağından bile daha önemli olduğunun bilincinde, amaçları güzel, gönülleri güzel; fikirleri güzel, zikirleri güzel… Velhasıl-ı kelam baştan aşağı güzel insanların oluşturduğu bir ekiple karşılaştım. Bu hastalıklı çağda, modern sendromlarımızın, sürekli ayağımıza dolanan prangalarımızın arasında İkra’r hem bizim için hem de tüm okurları için çöl ortasındaki bir vaha gibi. İkra’r Dergi’nin, insan kullanım kılavuzu Kur’an’ın ve yürüyen Kur’an olan Rasulullah’ın çizgisinde daha uzun yıllar ümmetimize ve insanlığımıza hizmetler edeceğinden kuşkumuz yok.
Dergimizde tek sermayemiz bilincimiz, samimiyetimiz ve heyecanımız. İkra’r bizim için bazen bir haykırış, hakikati haykırış! Bazen de bir fısıltı, taş kesilmiş kalpleri yumuşatan, onlara kevser suyu ferahlığını haber veren bir fısıltı. Tüm bunların ötesinde İkra’r bizim için bir mektep. Kendimizi geliştirdiğimiz, gelenin kapıdan geri çevrilmediği, kısmeti olan herkesin nasiplendiği bir mektep. Hakikate susamışların susuzluğunu giderebilmek için önce kendi ibriğimizi ağzına kadar doldurmamız gerektiğini biliyoruz. Bu uğurda ne yapsak ibadet bilincindeyiz. Bu yüzden de mektebe aşkla bağlıyız.
Ve İkra’r, sadece bazı düşüncelerin derlenmesinden ortaya çıkan bir “dergi” değil; başlı başına bir cemiyeti, topluluğu ve dolayısıyla medeniyeti temsil eden bir “mecmua”. Aşığından uzak düşmüş bir maşuk gibi; Ferhat gibi, Kerem gibi, Mecnun gibi hakikatin ve medeniyetimizin peşindeyiz. Bu uğurda şu güne kadar bize destek olmuş tüm kardeşlerimize teşekkür ediyoruz.
İkra’r’la kalmak umuduyla…

Samet ZENGİNOĞLU
Kıymetli okur,
Farkında mısın, yaşadığımız dünya gittikçe mekanikleşiyor. İletişim vasıtaları dört bir yanımızı sarmış olmasına karşın, insanlar kendilerinden ve birbirlerinden ne kadar uzakta. Elbette sen de dönem dönem müşahede ediyorsun bu süreç ve durumları. Lakin ümitsiz olmanın, benliğimize, özümüze, yaratılışımıza, tarihimize, medeniyetimize aykırı olduğunu da biliyorsun. Belki bütün mekanikleşen zihinleri yıkacak sıcacık bir samimiyet arıyorsun. Can-ı gönülden bir selam belki.
Yalnız değilsin kıymetli okur. Senin varlığının idraki ile de ben yalnız değilim. Yalnız değiliz.
İşte bu bağlamda bizi yalnız bırakmayan birileri daha var. Bunu bilmeni isterim. Belki sadece isminin manası ekseninde uzun uzun tespit ve teşhislerimizi paylaşabileceğimiz, bir fikir ve hareket olarak İkra’r Dergisi var.
Tanışıklığımız 6. sayı ile oldu. “Doğum bir sürgündür” diyordu o sayının kapağında kıymetli okur. “Doğum bir sürgündür”. Sence az önce söylediklerimde haksız mıyım?
Ve biliyor musun, 7. sayı ile de İkra’r, 1. sene-i devriyesinde. Derginin her bir sayısı için gün ve gecelerini geride bırakanlar için bu zaman diliminin ehemmiyetini ve verdiği huzuru bilebilmemiz güç elbette. Lakin en azından, insanı mütebessim kılan bu mutluluğu paylaşabilmemiz mümkün: nice güzel yıllar olsun seninle birlikte kıymetli okur. İkra’r’a yoğun mesai harcayan, emeği geçen herkese de bol selam olsun.

Zafer ÖZDEMİR
Bundan tam 1 yıl önce üstat Nuri PAKDİL’in “okumadığın gün karanlıktasın” manifestosuyla edebiyat, fikir ve aksiyon hayatına giriş yapan İKRA’R Dergisi hamdolsun bugün 1 yaşında. 1. yıl dönümünü siz kıymetli okuyucularımızla birlikte kutluyor olmak bizler için ayrı bir gurur kaynağı olmaktadır.
İçinde bulunduğumuz bu yeni yıl içerisinde yeniden yeni karakterler ile yeni mekanlarda yepyeni öykülere yelken açıyor olmak düşüncesi şahsımı heyecanlandırırken bu serüvende siz değerli okuyucularımızın da en büyük ilham kaynağı olacağı bugünden aşikardır.
En keyifli günlerinizi İKRA’R okurken yaşayabilmeniz dileğiyle …

Zehra DENİZ
İkra’r: nasibin insan alnına nişane oluşunun delillerinden, çünkü henüz internet sitesi halindeyken katılıp kendimi kelamları matbuya emanet ederken bulmam hep bu nasip üzere.
Kelam, insanın kendi özüyle olan vuslatının arafatı. Bunun için kendinde saklı olan kelimeyi bulmak için gönlünün ardına düşer her insan. Kelimesini bulan kendine varır ve bilir nedir insan, nedir onulmaz sancısı bu dünyadaki? Zira kendini bilen Rabbini bilirdi.
İşte, İkra’r bendeki bu arayışın güzergahından biri. Nitekim insan, âlemi ikra ederek İkra’r eyler kendini ve kelama şahit olarak asra şahit kılar insanlığı.
Bunun için, kelimesi yüreğinde atan dergi İkra’r.

İbrahim TARIMAK
İkra’r; hiçbir erke boyun eğmeyen, genç bir ekibin binbir emekle çıkardığı, ismiyle müsemma güzel bir dergi.

Zennur ÇALIK
Dualarımın karşılığıydı. Biz ikra ile başlatılan yolculukta kelimeleri var edenin rahmetine sığınıp ikra’r etmeye niyetlendik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir