Aşk Kapını Ben Geldim

Bir Hallac-ı Mansur Romanı.

Bu başlığı okuduğumuzda ne kadar hüzünlü bir kitapla karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz aslında. Sonunu bildiğimiz bir hikâye… İçten içe “Ne sonu öyle olsaydı ne de biz o hikayeyi bilseydik,” dedirtiyor. Ama biliyoruz.

“Biliyoruz,” derken üzerine biraz düşünmek gerekiyor. Zira Aydın Hız bize bildiklerimizin ötesinde bir Hallac-ı Mansur romanı hazırlamış. Romanın bittiği yerden sonra dört sayfa kadar “Gözümün Önünde Bulundurduklarım” listesi uzanıyor. Yayınlanmış ve yayınlanmamış yüksek lisans, doktora tezlerinden tutun da Hallac ile ilgili bulabileceğiniz en sağlam araştırmalardan derlediklerine ve tutarlılıklarına göre elediği rivayetlere kadar çalışılmış, zengin mi zengin bir referans kitabı çıkmış ortaya. Sevenlerinin belki de hiçbir Hallac-ı Mansur romanında karşılaşamayacağı ayrıntıları Aşk Kapını Ben Geldim’de bulacaklarını buraya not etmiş olayım böylece.

Bunca çalışmaya rağmen Aydın Hız’ın kalemi, lezzetinden bir şey kaybetmemiş. Hallac-ı Mansur’un aşk kapısına varan yolculuğuna okuyucusunu şahit tutuyor sonuna kadar. Biz de onun peşine takılıyor ve diyar diyar geziyoruz. Hallac’ın gittiği yerlere gidiyor; Basra, Bağdat, Semerkand ve Hindistan sokaklarında dolanıyor; sevdiği insanları seviyoruz. Ama o düşmanlarını bile severken bizim içimiz pek el vermiyor onları sevmeye. Yine de Hallac onlardan vazgeçmiyor diye biz de vazgeçemiyoruz kimseden. Zenci köle Zekeriya’dan, Karmati dâîsi Ebu Tahir’den, Sezai’den, Cüneyd-i Bağdadi’den vazgeçmiyoruz. Derken bir kitap bir dünya oluyor ve tüm gerçekliğini önümüze serip dönemin en kara günlerinden birine götürüyor bizi: Hallac’ın katledildiği güne.

Tüm kitap boyunca Hallac-ı Mansur’un farklı yönlerini göstererek bizi onunla iyice tanış ediyor Aydın Hız. Sevdiğimiz ve veda etmeyi hiç düşünmediğimiz bir kahramanın peşinden giderken tarihi bir hakikatin varlığından haberdar olduğumuz için Hallac’ın kurtuluşuna ihtimal vermiyoruz. Yine de, bir umut, diyerek çeviriyoruz sayfaları.

Yazar romanın edebi lezzetini yüksek tutarken bir taraftan da ağır ağır o kaçınılmaz sona götürüyor bizi. Romanın sonunda, dizinin dibine oturmaya heves ettiğimiz Hallac’a veda etmek fazlasıyla zor geliyor bize. Boğazımıza takılan birkaç düğüm, belki biraz gözyaşıyla buruk bir veda düşüyor payımıza.

Her şeye rağmen tanışmaya, bilmeye değer bir alimin dualarına ortak olmak ve onu hakkıyla anlamak içinizi rahatlatlatacak. Hallac-ı Mansur’a hakkını teslim ettiğiniz ve edebildiğiniz için sevineceksiniz.

Diyeceğim o ki; Hallac-ı Mansur’u anlamak ve anlatmak, onun dönemine şahit olmak ve etrafında dönen oyunlara karşı Hallac’ın Allah’a olan teslimiyetine hayran kalmak için Aşk Kapını Ben Geldim kitabı kütüphanenizde bulundurmak isteyeceğiniz bir kitap olacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir