Bilinmeyen ‘Benin’ Peşinde

Bilinmeyen Adanın Öyküsünde bir adam kralından bir tekne ister, yalnızca bir vasıta,  başka hiçbir şey değil.  Çünkü ‘Adamlar’ yollarını kendileri çizmelidir. Peki nereye? Elbette bilinmeyen adaya! Hangi adam bilinenle yetinir ki zaten. Hangisi gözünün gördüğünü gönlünün baş ucuna oturtup kalbinin gümbürtüsünü dindirebilir. Gözlerini kısıp uzaklara bakmak, ruhunun derinliklerini bilinmeyenle buluşturmak dururken kime gönül indirebilir?  Bir tekne bulup dalgalarla güreşmek, balıklarla bir küsüp bir barışmak varken hangisi kıyısında durabilir denizin?

İşte masalımızdaki adam da aynı bu cinsten biri. Kimsenin bilinmeyen ada kalmadığına ikna edemediği, kendi adımlarını krala sormayacak kadar mağrur bir adam. Ama bir tekneye ihtiyacı var. Sadece dünyadan nasibini istiyor. Bana bir dayanak noktası verin dünyayı yerinden oynatayım diyen Arşimet kadar özgüveni yüksek. Halbuki gemicilik bilmez, denizden anlamaz. Ona yol gösterecek, mihmandarlık edecek birisi de yok. Güneşten sıcağı, yağmurdan soğuğu, annesinden sevgiyi nasıl öğrenmişse denizciliği de denizden öğrenebileceğini düşünüyor.

Kral tam kararında ne büyük ne küçük bir tekneyi lütfediyor adama. Fazlası değil yetecek kadar bir tekne. Adaya ulaştırır mı bilinmez ama o da ne? Kralın temizlikçisi olan kadında teknede. Bilinmeyen ada onunda aklını çelmiş ‘acaba adam adayı bulacak mı?’ diye merak edip düşmüş peşine. Adam derme çatma ve kirli teknesi ile karanlık denize açılmak için cesaret toplamaya çalışırken, artık acıkınca kendisiyle acıkan geminin içinden ona bir aydınlık kaynağı (sadece bir mum) bulan bir yarene de sahip olduğunu henüz farketmiş. Bilmediği şey en büyük eksiğinin giderildiğiymiş. İlk gün farklı yönlere yürüdüğü bu kadın şimdi ona içindeki ateşi kullanıp yolunu aydınlatabileceği bir mum sunabilecek kişiymiş.

Kitabın sonunda adamımız bilinmeyen adasının aslında yanı başında kadınıyla birlikte yaşayacağı teknenin ta kendisi olduğunu anlar. Yazarın tek cümlede özetlediği* adamın adasını bulma öyküsü bize aramanın bulduğunu zannetmekten daha kıymetli olduğunu söylemek istiyor. Her yolun yürünmüş, her sözün söylenmiş, her kalbe girilmiş diyenlerin sözlerini kulak arkası edip yürümeyi bize salık veriyor. Kaderin önümüze ne getireceğini bilmemek korkacağımız son şey olmalı. Esas yapmamız gereken hala bilinmeyen bir ada olduğuna ve bu adayı keşfedecek güce sahip olduğumuza kendimizi ikna etmek.

* “…işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır,…”
Bilinmeyen Adanın Öyküsü/ Jose SARAMAGO

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir