3 Kasım’dan 1 Kasım’a

Türkiye’de 13 yıldır bir şeyler oluyor… Siyasi, ekonomik, toplumsal ve sosyolojik olarak milli ve yerli düşünceye doğru büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Her anlamda sessiz devrimlere imza atılmaya devam ediliyor. Kısacası bir hikâye yazılıyor Türkiye için…

Sahi kısaca neler yaşandı bu 13 yılda…
Eğitimde, sağlıkta, özgürleşmede, demokratikleşmede, ulaştırmada, haberleşmede, çalışma hayatı ve sosyal politikalarda önemli adımlar atıldı. Ekonomi büyütüldü, faiz ve enflasyon düştü. Daha ne mi oldu? Tehditler savuran ve milli iradenin önünde seki olan vesayet bitirildi. Ülkenin gelişmesini, çağı yakalamasını engelleyen zincirler kırıldı. Davutoğlu ile beraber aktif dış politikayla söz sahibi olmaya başlayan, küresel aktör olma yolunda bende varım diyen bir ülke oldu Türkiye… Hedefler daima yüksek, icraatlar daima büyük oldu. Özetle bu kadim millete ve bu güzel coğrafyaya ne yakışıyorsa onlar yapıldı…
Bu kutlu ve erdemli hareket, her büyük hareket gibi sorunlar, sıkıntılar ve problemlerle karşılaştı. Askeri vesayet ile örtülü-açık muhtıralar, darbe girişimleri yaşandı, daha sonra kapatma davaları vs.
Nice yaşanan bu sıkıntılı dönemlere rağmen ayakta duran, mücadele eden ve en önemlisi direnen bir siyasi hareket oldu AK Parti.
Milletin iradesini temsil etmekten bir an olsun şaşmayan bu hareket, hizmet serüveninin 11.yılının Nisan ve özellikle Mayıs ayında tarihe geçen, heyecanlandıran güzel gelişmeler yaşattı ülkemize.
Neydi bu gelişmeler?
2001’de %54,4 olan enflasyon, 2013 Nisan ayı itibariyle yüzde 6,1’e düştü. 14 Mayıs´ta Türkiye’nin IMF’ye olan borcunun son taksiti ödendi. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri tarihteki en yüksek rakamına, 135 milyar dolara çıktı. Borçlanma faizi AK Parti iktidara geldiğinde yüzde 63’tü, yani devlet yüzde 63 ile borçlanıyordu; Mayıs 2013’te yüzde 4,6’ya indi. 3. Boğaz Köprüsü’nün temeli atıldı. İkinci nükleer santral 21,5 milyon dolara Japonlara ihale edildi. 2013 Mayıs ayında tarihe geçen bu güzel olaylar yaşandı yaşanmasına da Gezi Olayları ile “tarihe kara leke” olarak geçen çirkin olaylar da yaşandı. Daha sonra 2014’te Recep Tayyip Erdoğan’ı ‘dönemin başbakanı’ yapabilmek için yolsuzluk iftirası üzerine kurgulanan 17-25 Aralık darbe girişimi gerçekleştirildi. Sadece bu iki sürecin devlete zararı 120 Milyar Doları buldu. Antidemokratik bir biçimde gerçekleştirilen bu olaylarda asıl zarar görenin millet olduğu hep unutuldu. Ardından komşu ülkeler ile ilişkili mezhep kışkırtmaları, son zamanlarda da PKK’nın silahlı saldırıları…

Ne yapıyorsak ülkemiz için milletimiz için yapıyoruz diyen bu şahıs ve grupların düşünceleri maalesef hiçbir zaman memleket ve millet olmadı. Bu şer odaklarının tek felsefesi “Ak Parti, Erdoğan ve Davutoğlu iktidardan düşsünde ne olursa olsun” oldu. Eğer hakikaten umurlarında olsaydı bu millet “halkın” yani “cumhurun” başkanı ile uğraşırken “cumhuru” unuturlar mıydı? Kendi kaderini kendi tayin etmek isteyen “milleti”, demokrasiye sahip çıkan “milli iradeyi” hiçe sayarlar mıydı? Peki, bu darbeler asıl güzelim Türkiye’nin istiklaline vurulmuyor muydu?
Evet, zamanında vuruluyordu! Bundan tamı tamına 14 yıl evvel ülkenin bağımsızlığına en ağır yumruklar indiriliyordu. Ta ki millet ben artık kendi kaderimi kendim tayin edeceğim diyene kadar…

2001’de bu milleti devleti ile buluşturan kurucu lider Recep Tayyip Erdoğan şu sözleri ile ifade etmişti Türkiye’nin kaderinin değişeceğini: “Bundan sonra bu ülkede hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
Hakikaten de öyle oldu; yaptığı icraatlarıyla, sorunların çözümü için ürettiği projelerle Ak Parti siyasi hayattaki “istikrar” vadeden tek parti olduğunu gösterdi. Onca yapılan kumpas ve yıldırma projelerine direnç gösteren AK Parti hiçbir zaman sadece bir parti olmadı. Direnen Türkiye’nin ana mevziisi oldu. Onlar, Erdoğan ve Davutoğlu düşerse, bu birlik bu düzen bu saf bozulursa Türkiye kolay işgal edilebilir gördüler. Milletin iradesini diz çöktürebiliriz diye düşündüler, ama millet her defasında daha çok sahip çıktı iradesine.

İplerin dış güçlerin elinden alınması, ülkenin demokrasisi vesayetçilerin elinden kurtarılması, yeni “BİR” millet tanımı ve Yeni Türkiye ihtimali tabiri caizse şer odaklarını kudurttu. Bu yüzdendir var güçleriyle saldırmaları, bu yüzdendir çırpınışları… En acımasız en korkunç senaryoları hazırlamaya koyuldular…

Unutmayalım! Faili meçhulleri, ülkenin ekonomisine darbe vuranları, devletin kasasını boşaltanları, hükümet değiştiren medyaları, 28 Şubat sürecini, derin devletin cirit atışını, maaş ve hastane kuyruğunda bekleyenleri, kepenk kapatan yazar kasa fırlatan esnafları, doğurmayın okul yetiştiremiyoruz diyenleri, terörü medya önüne cici gösterenleri, ülkeyi borç batağına sürükleyen siyasetçileri vs sakın ama sakın unutmayalım.  Eğer unutursak geleceğimize yön vereceğimiz bu süreçte telafisi mümkün olmayacak sonuçlar doğabilir. Küresel güçler tarafından yönetilen Eski Türkiye’ye mahkûm etmeyelim, atimizi.

Türkiye’nin neye karşılık geldiğini iyi öğrenmeliyiz. Eski Türkiye’de hayal kuramayan Türkiye, Yeni Türkiye’nin inşası sürecince 60 yıl sonrasına dair büyük hayaller kurmaya başladı…
Yeniden büyük ve bağımsız bir Türkiye diyorsak, AK Parti tek başına iktidara gelmelidir. Ak Parti’siz iktidarın “istikrarsızlık” olduğunu görüp yeniden “istikrara” yönelmelidir bu aziz millet…

Selam ve Dua ile…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir