Mehmet Deveci

İkra’r Dergi Sayı: 2 • Nisan-Mayıs 2016

Dünyadayız… Ve yüreklerin, merhametin, samimiyetin, uhreviyetin, değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu zamanlardayız. Böylesi zamanlarda insanlarda arayıp da bulamadıklarımız iki kapağın arasına oturunca biz de kitaplara sığınmakta bulduk çareyi… İşte son yıllardaki sığınaklarımız haline gelen; Yazının Şahitliği, Bizimkiler, Yürüyelim mi Biraz, Sevgili Yalnızlığım ve Özlemek Güzel kitaplarından tanıdığımız, yüreğe dokunan üslubuyla isminden sıkça söz ettiren Mehmet Deveci ile siz İkra’r okurları için samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Selamün Aleyküm. Gerek yazdığınız kitaplar, gerekse de internet dünyasındaki sözlerinizden hemen herkes duymuştur Mehmet Deveci ismini… Bir de sizden dinleyelim; nasıl biridir Mehmet Deveci? 

Aleyküm Selam. En zorudur kişinin kendini tarifi, anlatımı. Ama insan da sözünden tutulur derler. Bazen kendinizi tanıtırken kullandığınız kelimeler yeterli gelmez tarife ama sizi ele verebilir. Nasıl biridir: İyi biri olmak isteyen biri, diyelim kısaca. İyilerden olmak isteyen, bu yönde çabalayan biri diyelim…

Bizce yüreklerin, hislerin kalemidir Mehmet Deveci. En çok hangi duygu, hangi haslet tanımlar Mehmet Deveci’yi?

İnsanın yürek iklimi bu; Değişken haller taşır. Gökkuşağının yedi rengi içimiz. Biraz hüzünlü, kekremsi bir tat, çabucak sevinen, çabucak da ağlamaklı. İnsan olma vasfını tüm hücrelerinde hisseden haller. Yüreklere, hislere tercüman olabilmek ne güzel… Olabiliyor muyuz bilemem ama şunu açıklıkla söyleyebilirim: Yüreğimizden gelmeyen, hissetmediğimiz şeyleri asla yazmayan bir kalem olma çabasındayız. Yürekten çıkan kelimeleri elbette yürekten okurlar arar, bulur, karşılar.

Yazılarınızda çocuklardan çok sık bahsediyorsunuz. Aranızda özel bir bağ olduğu çok aşikâr. Çocuklar, bilhassa da yetimler hakkındaki düşünceleriniz neler, küçükken siz nasıl bir çocuktunuz?

Çocukları seviyorum. İnsanın en saf, en doğal, en masum hali onlar. Göklerden süzüle süzüle inen kar taneleri gibi. Daha bembeyaz. Daha incecik. Daha küçücük… Yetimler elbette başka. Acı, çocuğa hiç yakışmıyor. Yaş sınırı konulsun acıya, derken bu belki de anlatmak istediğimiz. Yetimler ümmetin Hacer-ülEsved taşı. Onlara dokunmak, onların ağrılarına dokunmak kutsal.Bir emaneti korumak gibi. Sevapların en güzeli… Benim çocukluk zamanım da her çocuğun yaşadıkları gibidir sanırım. Evin büyük çocuğu olmanın dezavantajlarını unutamam ama. Düşünceli, durgun zamanlarım; neşeli ve yaramaz zamanlarım oldu. Çabucak büyüdüğüm anlarım oldu. Ama içimin bir köşesinde saklanmış bir çocuk hâlâ duruyor. Kimselerin olmadığı anlarda dışarı çıkıp aynı yaramazlıkları yapıp, onu büyütmeye çalışan kimselere gözükmeden de geri dönüyor aynı yere. Onu büyütmek istemiyorum.

“Yazının şahitliği yüreklerimizin elinden tutsun diye” başladınız, şimdilerde 6. kitabınız çıktı, her kitabınız ayrı bir heyecanla okundu, bir sonraki kitabınız sabırsızlıkla beklenildi ve bunların hepsi çok kısa zamanda gerçekleşti. Siz neler düşünüyorsunuz, yazı serüveniniz hususunda, nasıl hissediyorsunuz?

Yazmak bir sonuçtur. Biriken suların taşması, dolan bulutların damlamasıdır. Bazen bir kitap için seneler, bir cümle için aylar gerekebilir. Gönülde demlenen cümlelerin artık dışarı çıkma çabasıdır. Yazı kutsaldır. Emektir. Sadakayı cariyedir. Şahittir. Tutanaktır. Gerisi ise takdiri mutlaktır… Her kelime, her kitabımız bizim için çok özeldir. Her biriyle ayrı gönül bağımız var. Her birini ortaya çıkaran duygular, hisler, birikmişlikler var. Yazı serüvenimizin henüz başında olduğumu düşünüyorum. Rabb’im dilerse daha güzel, faydalı eserlere imza atmak en büyük isteklerimizden.

“İyi kitaplar çok satılan değil; okuyunca hayata bakış açınızı değiştiren, hayatınıza anlam katan ve her iki dünyada da işinize yarayan kitaplardır.” demiştiniz zamanında. Sizin kitaplarınızla hayatında değişikler olduğunu belirten okurlarınız olmakla birlikte, hatırı sayılır biçimde satılıyor kitaplarınız. Bunun için çifte başarı diyebilir miyiz?

Okundukça, okuruna kavuştukça mutlu oluyoruz elbette. Okuruyla kavuşamayan kitap yetim kalır. Yitik kalır. Boynu büküktür. Okuruna kavuşup, onun yüreğinden tutabilen ise elbette bir kitabın, yazarın başına gelebilecek en büyük talihtir. Niyetimiz de o. Okuyunca geçecek dertleri olanlarız. Okunsun ve şifa olsun istiyoruz; ağrılarımıza, sancılarımıza…

Sözleriniz birçok kişinin dilinde ve fazlasıyla da seviliyor. Lakin gerek sosyal alemde gerekse de başka yerlerde sözlerinizin alıntı olduğu belirtilmeden kullanıldığına şahit olmaktayız. Hatta sözlerinizin Mevlâna, Fuzûlî gibi isimlere atfedildiği bile oluyor. Bunlar için neler söylemek istersiniz?

Maalesef sosyal medyanın böyle bir yönü var. Emek hırsızlığı. Kul hakkı. Ne söylenebilir ki. Ama çalanlar arasında değil de çalınanlar arsında olmak bizim için bir teselli. Bireylerin isimsiz kullanmasına alıştık aslında. Asıl şaşırtıcı olan ise çok satan kitap yazarlarının şahsımıza ait sözleri alıp birkaç küçük değişiklikler ile kitaplarına ç-alıntılaması… Yazarın bunu içine sindirebilmesi ayrı mesele. Ben o kitapları alan okurlar adına üzülüyorum. Çalıntılanmış ve başkalarına ait kelimelere para vermeleri büyük bir ironi.

İkrar Dergi, İkra'r Mehmet Deveci

Hemen her kitabınızda ısrarla değindiğiniz namaz, sadelik, olduğu gibi davranma ve sükût gibi değerlerin günümüzde fazlasıyla unutulmuş olması, sizin hislerinizi, kaleminizi hangi yönde etkiliyor? Ümitsizliğe düştüğünüz oluyor mu hiç?

Yazarın görevi biraz da bu aslında; Unutulmuş, saklı kalmış duyguları, kelimeleri, anlamları gün yüzüne çıkarmak. Hatırlatmak ve hatırlanmak. Yazarın yüreği zaten tekdüzeliği kabul etmemelidir. Daha üretken olmak için onun ritmi kalp ritmi olmalıdır. Yani inişli kalkışlı. Medcezirli… Bir dalgayla kumsala inip, gelen diğer dalgayla deryaya dalmalıdır.

Okurlarınız mutlaka bilirler; EbuzerGıfari’ye olan zaafınızı hatta ismini kendi oğlunuza verecek kadar çok sevdiğinizi. Bir de sizden dinleyelim. Nedendir bu Ebuzer’e düşkünlük, ilk olarak ne zaman başladı bu sevda, neden EbuzerGıfari? 

Evet, ben Ebu Zer’i çok sevdim. Muhalif yanını, cezbeli canını, çöllerde bir başına kalışını. Gençlik okumalarımızın idolü idi o. Tavizsiz yaşamı, adanmış ömrü hevesimiz oldu. Sevmeye bahane aranır ya. Hazreti Ebu Zer’de çok o bahanelerden..

Biraz da son kitabınız “Benim Hayal Dünyam” hakkında konuşalım. Evvela çokça hayırlı ve bol okurlu olmasını niyaz ederiz. Muhatabı çocuklar olan bu kitap için her yaştan insan okuyabilir de dediniz. Sizi böyle bir çalışmaya iten şey neydi, neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı hissettiniz?

İçimdeki çocuğa ses verdim. Onun yaramaz, afacan hallerine ses verdim. Hani demiştik ya, çocuklar önemli, diye. Dışarıdaki çocuklara da bir anlam versin istedim. Onların tertemiz dimağlarına azık olsun, dünya sahnesindeki rollerine güzel bir elbise olsun istedim. Tüm kitaplarımı yürek diliyle, yazdım ben. Yüreğimden gelen hisler, duygular ile besledim. Onun için tüm kitaplarımın muhatabı yüreği güzel olanlar. Bu bazen bir çocuk, bazen bir öğrenci, bazen de bir anne… Kelimelerimin altına da yüreğimi koydum yine. Onun için yüreği güzel olanlara ulaşmakta zorlanmadım hamdolsun.

Bize vakit ayırdığınız için müteşekkiriz. En son, genç bir oluşum olan İkra’r Dergi ve okurlarımız için gençlere ve gençliğe dair neler söylemek istersiniz?

Böyle bir söyleşi için ben teşekkür ederim. Bir yazar, okur yüreklere ne tavsiye eder ki? Elbette okuyun… Daha çok, daha anlamlı, daha yürekli okumalar yapmalıyız. Bizleri, ümmeti, hepimizi; yine, yeniden diriltecek okumalar, yazmalar yapmalıyız.

“Bir kelime yetecek belki de, ne aradığını bilmeyen içimize.”

İşte bunun için daha çok okumalıyız. Rabb’imizi daha iyi tanımak, O’na kendimizi daha iyi tanıtmak için de.

Mehmet Deveci’ye bir kez de siz okurlarımız adına teşekkür ediyor, onun deyimiyle “İşimize bakalım usta! İman edelim.” diyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir