Bekleyiş Arzı

Bekleyiş arzından kovsunlar bizi. İsmet Özel

Cekedimi ona vereli saatler olmuştu. Buraya nasıl geldiğimizi bilmiyordum. (Hani derler ya, sanki bundan önce hiçbir şey yaşamamıştım diye, öyleydi.) Hiç konuşmadık ama eminim o da bilmiyordur nasıl geldiğini. İkimiz de, geleceğini umduğumuz bir şeyi bekliyor gibiydik. Geceydi. Yağmurun yağdığını belirgin kılacak küçük bir ışık bile yoktu. Havayı alacalı kılan tek şey, bir bulut aralığından kendini göstermeye çalışan, ama bunu bir türlü başaramayan hilaldi. Böyle bir karanlıkta yağmur, yalnızca sesinden ve ıslaklığından anlaşılıyordu. Otobüs durağını andıran küçük yapının delik deşik olmuş tavanından dökülüyordu bedenimize. Islanmayı umursamamaya başlayalı yaklaşık bir saat olmuştu. Titremeye başlayalı yaklaşık on dakika, içimde, bekleyişim kadar büyük bir konuşma isteği doğalı da birkaç dakika olmuştu. Bu konuşma isteğine tutunursam, yaşama da tutunmuş olacaktım sanki. Soğuktan ve ıslaklıktan hissedemediğim tenime can gelecekti. Bir yanım, hiç konuşmadan öylece duruyor oluşumuzdaki gizemi korumak istiyordu. Ama hayat bulmaya çalışan diğer yanım bu isteği iptal etti. Saatler önce cekedimi verirken yüzünü belli belirsiz gördüğüm kadına döndüm. Karanlığın bir parçasıydı sanki. Gecenin bir yerinden yontulmuştu. Bütün cesaretimi toplamış konuşacakken, içimdeki, ne olduğunu bilmediğim doluluğu sesime dökecekken, yüzünün hafifçe aydınlandığını fark ettim. Fakat burada onun yüzünü aydınlatabilecek bir ışık kaynağı olmadığını düşünemedim önce. Islanmış, yüzüne yapışmış saçlarını, boş bir ifadeyle yüzüme bakışını gördüm. Işık git gide yoğunlaşınca birden kafama saplandı düşünce: Onun yüzünü aydınlatan neydi? Hayal görüyordum veya deliriyordum. Ne olursa olsun, bir şey söylemeli, sesimi çıkarmalıydım. (Bunun bana hayat vereceği konusundaki düşüncem devam ediyordu.) Fakat yüzüne vuran ışık, git gide artıyor, aydınlanıyordu. Sesimi çıkaramadım, konuşmadım, en ufak bir mırıldanma bile olmadı. Işık arttı. Işık arttıkça kadının dudaklarında bir gülümseme belirdi. Yüzünü net görebiliyordum artık. Gözleri kısıldı. Kıpırdadı. Bir hayalmişim, sanki o değil de karanlık gecenin parçası olan benmişim gibi geçti içimden. Az önce yüzünde yoğunlaşan ışığa doğru yürüdü. Galiba geleceğini umduğu şey, gelmişti. Birden karardı ortalık. Işık kayboldu. Dönüp onun gidişini izleyemedim veya ışığın kaynağını arayamadım. Ondan geriye kalanlara takılmıştı gözüm. Ondan geriye kalanlar; artık orada olmayan bedeninin bıraktığı boşluk, koku -serin bir koku- bir de saatler önce, belki de aylar, asırlar önce cekedimi verirken yere düşen düğme.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir